adında değer taşıyana
Yalnız soğuk bir vapur yolculuğunda anlamıştım ben yanımda şiir kitabı taşıyarak yalnızlığıma çözüm bulamadığımı. Hoş, yalnızlığın çözümü nerelerde saklıdır hâlâ bilmiyorum ya, şu kadarı bende bir yerlerde daha:
Neden aldığını bilmeden
tuttuğun her not ve
neden kovaladığını bilmeden
düştüğün her yer
senindir.
Senin olmayana kadar
tınısıyla senindir
tınısızlığıyla.
Mesela otursak balkonunda ömrümüzün
alsam kalemi çizsem ufka sınırlarını
mürekkebimize dokunan her bulut bizimdir
bizimken senindir.
Diyelim ki sen kuş oldun
ya da uçan bir balık
gördüğün tüm aşksız ağaçlar
tüm titreyen çayırlar
senindir.
Ben buradan koklasam
rüzgarlar oradan eser getirir bana
işte o gelen su benimdir
ve gelişi senindir.
Gidişlerimiz
hep bizimdir,
gidince de.
Pazartesi, Aralık 16, 2013
Pazar, Aralık 15, 2013
Ülkenin Tüm Gençlerinin Öldüğüdür
Önce kızlar öldü.
Odalarındaki yalnız kızlar öldü,
gözleri camların ötesini arayan
güzel elbiselerini gelmeyen güzel günler için saklayan
saçları utanç ve dudak kokan kızlar
ilk onlar gitti.
Bin günde biriktirdi kızlar
bin gün beklediler
bin birinci gün geldi
taştı kızlar
öldüler.
Sonra oğlanlar öldü.
Sokakları kendilerinin sanan oğlanlar,
bir dakikalık bakış için bin günlük yol tepen
sabahsızlığın karanlığına içen oğlanlar.
Sandılar ki oğlanlar
tüm ülke onlara kalırdı
ve alacaklardı kızları
odalarından alacaklardı
her bulut için
bir kız bir oğlan
ama tabi
sandıklarıyla kaldılar.
En son da
kızlar da öptükten sonra son kez toprağı
ve oğlanlar da son kez hayalleri
gençler öldü.
Odalarındaki yalnız kızlar öldü,
gözleri camların ötesini arayan
güzel elbiselerini gelmeyen güzel günler için saklayan
saçları utanç ve dudak kokan kızlar
ilk onlar gitti.
Bin günde biriktirdi kızlar
bin gün beklediler
bin birinci gün geldi
taştı kızlar
öldüler.
Sonra oğlanlar öldü.
Sokakları kendilerinin sanan oğlanlar,
bir dakikalık bakış için bin günlük yol tepen
sabahsızlığın karanlığına içen oğlanlar.
Sandılar ki oğlanlar
tüm ülke onlara kalırdı
ve alacaklardı kızları
odalarından alacaklardı
her bulut için
bir kız bir oğlan
ama tabi
sandıklarıyla kaldılar.
En son da
kızlar da öptükten sonra son kez toprağı
ve oğlanlar da son kez hayalleri
gençler öldü.
Salı, Aralık 03, 2013
şarkı
ve bir sabah gelecek
güneşin güçsüz günlerinden
gelen sabah kurutamayacak
saçlarını kurutamayacak
dışarıda bıraktığın kıyafetlerini
umutlarını
beklentiyi kurutamayacak
sen de dileyeceksin
ne biliyim, balık olmayı falan
belki o zaman an(l)arsın
danışık yaşantı
ne güzel bir söz öbeği
Perşembe, Kasım 28, 2013
yanılsa(pta)ma
mesele hiçbir zaman
yüzmek değildi zaten
mesele kıyıya inmekti
kırk yıl sonra kıyıya inişleri hatırlamak
kırk yıl sonra şarabın tadının değişmemesi
kırk yıl sonra kum tanelerinden kadehler yapıp
doldurup içmek dokunuşları
koklamak gülüşleri
kırk yıl sonra
kumsaati akmışken defalarca
her akşam aynı şekilde akmak yataklara
kırk yıl boyunca bir dansın parçası olmak
iki dudaklık nefes için
saatlerce dans edenler gibi
kırk yıl sonra gecenin karanlığına alışamamak
kırk yıl sonra sabahı beklerken
(ve yine umarken gelmemesini)
perdelerin altını izlemek
kırk yıl sonra kırkyılları düşünmek
mesele kıyıydı yoksa
yüzmek falan değil
bir de
kıyının meselesi olabilmekti.
Baraka Yangın Yeri
yazların birincisinde konuştuk
birilerinden biri yüzmek dedi
deniz dedi berrak suratım gibi
ve sen de at kulaçlarını ışığa dedi
zaten deniz ışık hüzmü gibi
kum da varmış sıcak da varmış
yangınlı geceleri ve serin sabahları
ölmeyi bekleyen çatıları varmış
ağlamaya üşenen sus pus çocukları
yazların ikincisinde bekledik
biri değildik artık çoğuyduk
çoklarımız düşündük aynı düzlüğe
göklerde yüzmeye koyulduk
ben yalnızdım ama çoktaydım yine
yazların üçüncüsünde yandık
yazın ortasıydı sıcaktı serindi
alnım yanıyordu içim biliyordu
salıntıdaydı yazın yeriydi
ben bakmıyordum içim dinliyordu
yazların dördüncüsüne baktık
bakma boşuna denizi dinleme
sesinde kavga yok içinde ateş izi
bir bavula çokları giremeyince
sessizce ölür baraka yangın yeri
bir çocuğun gözlerinde hüzün
bir diğerinin dudaklarında veda:
"Baraka kurudur şimdi,
bahçesinde ot bitmez."
bir çocuğun gözlerinde hüzün
bir diğerinin dudaklarında veda:
"Baraka kurudur şimdi,
bahçesinde ot bitmez."
Salı, Kasım 19, 2013
yolculuk
"sokaklar artık eskimek unutulmak için çok kalabalık"
dedim "sokakları yalnızlaştırmak lazım
yalnız sokaklara saklanmamız lazım"
sokaklar benim buradan ve
şuradan da senin
yine sokaklarındayız yarımadamızın en kuytu yerlerinden
"sen" dedi "girmek ister misin yine oraya kadar"
senle girmeyeceksem kimle girecektim
"sokaklardan çekinmek yanlış
yanlışımdan kopar beni"
"bu sokak mı eskidi yoksa ben mi eskidim" dedim
haritam suratıydı dudaklarıydı pusulam
"kaybolayım" dedim beline arsızca
biraz da kalçalarına varayım
kıvrılan yollara kıvrılalım
yaşlı bir kedi izlerdi arada sessiz çekingen
o bir kedinin en insan haliydi bazen
dedim ki "sen kedilerin güzelisin"
ve mesela kızarım ben kedilere
ama küs giremem yatağa
"ben" dedi "adresleri sormadan bulmayı seviyorum
tıpkı seni bulduğum gibi"
bittim
bittim ama tükenmedim
tükenmek için çok gençtik çünkü
ve daha tüketecek ne sokaklarımız vardı bilirsin
dedim "sokakları yalnızlaştırmak lazım
yalnız sokaklara saklanmamız lazım"
sokaklar benim buradan ve
şuradan da senin
yine sokaklarındayız yarımadamızın en kuytu yerlerinden
"sen" dedi "girmek ister misin yine oraya kadar"
senle girmeyeceksem kimle girecektim
"sokaklardan çekinmek yanlış
yanlışımdan kopar beni"
"bu sokak mı eskidi yoksa ben mi eskidim" dedim
haritam suratıydı dudaklarıydı pusulam
"kaybolayım" dedim beline arsızca
biraz da kalçalarına varayım
kıvrılan yollara kıvrılalım
yaşlı bir kedi izlerdi arada sessiz çekingen
o bir kedinin en insan haliydi bazen
dedim ki "sen kedilerin güzelisin"
ve mesela kızarım ben kedilere
ama küs giremem yatağa
"ben" dedi "adresleri sormadan bulmayı seviyorum
tıpkı seni bulduğum gibi"
bittim
bittim ama tükenmedim
tükenmek için çok gençtik çünkü
ve daha tüketecek ne sokaklarımız vardı bilirsin
Cumartesi, Kasım 02, 2013
doğunum
ağlayarak geldin
bir yanın gizli biri açık,
mesela üç kilo mesela üç buçuk.
domates olsaydın kapalı Kasım günlerinde
belki on lira ederdin;
ama bir buçuğa gittiğin de olurdu
kilosu elli kuruştan
güneş gibi ay gibi yıldız gibi
yükseldin karanlığın ufkundan;
ağlayarak geldin.
yükseldikçe aldın, yedin, büyüdün,
bazen kilo da kaybettin
ama hiç üç kilo değildin,
ya da mesela üç buçuk.
olamazdın da --
gözlerine doldu hüzünler ve belirsiz aşkların
sonu belli cismi belirsiz aşkların
ve belki biri dokundu sana
sen de geri dokundun
dokunuştunuz karanlığın ufkunda
eller elledi elleri
ve siz,
(siz olmuştunuz şimdi
ve size sen demem ayıp olur çünki)
sandınız ki hafiflediniz
mesela üç kiloya mesela üç buçuğa
ama hep dokunulmazdı bilirdiniz.
dokunamayana kadar dokundunuz.
anlamadın:
dokunmadan hissettirmeyi,
ya da mesela anlatamadın,
yahut buydu işte cisimsiz aşkın --
dokunmadan hissettirip dokunulmadan hissetmek.
ama işte sen nehir boylarındaki kadınlar gibi
ya da elli yaşındaki beton heykeller
veya gözü sabunluyken ağlayan bir oğul gibi mesela
sessizlik ve ağlamak arasına çöktün
olmakla oldurmamak arasına
tüm ağırlığınla
üryan geldin ve üryan gideceksin
hatta belki de ağlayarak gideceksin
karanlığın ufkuna doğru,
ama çürüdüğünde ağır gözlerin ve ellerin
seyreldiğinde aşkların hissizliğe
o zaman bile, sonsuz uykunda
üç kilo olamayacaksın
ya da mesela üç buçuk.
bir yanın gizli biri açık,
mesela üç kilo mesela üç buçuk.
domates olsaydın kapalı Kasım günlerinde
belki on lira ederdin;
ama bir buçuğa gittiğin de olurdu
kilosu elli kuruştan
güneş gibi ay gibi yıldız gibi
yükseldin karanlığın ufkundan;
ağlayarak geldin.
yükseldikçe aldın, yedin, büyüdün,
bazen kilo da kaybettin
ama hiç üç kilo değildin,
ya da mesela üç buçuk.
olamazdın da --
gözlerine doldu hüzünler ve belirsiz aşkların
sonu belli cismi belirsiz aşkların
ve belki biri dokundu sana
sen de geri dokundun
dokunuştunuz karanlığın ufkunda
eller elledi elleri
ve siz,
(siz olmuştunuz şimdi
ve size sen demem ayıp olur çünki)
sandınız ki hafiflediniz
mesela üç kiloya mesela üç buçuğa
ama hep dokunulmazdı bilirdiniz.
dokunamayana kadar dokundunuz.
anlamadın:
dokunmadan hissettirmeyi,
ya da mesela anlatamadın,
yahut buydu işte cisimsiz aşkın --
dokunmadan hissettirip dokunulmadan hissetmek.
ama işte sen nehir boylarındaki kadınlar gibi
ya da elli yaşındaki beton heykeller
veya gözü sabunluyken ağlayan bir oğul gibi mesela
sessizlik ve ağlamak arasına çöktün
olmakla oldurmamak arasına
tüm ağırlığınla
üryan geldin ve üryan gideceksin
hatta belki de ağlayarak gideceksin
karanlığın ufkuna doğru,
ama çürüdüğünde ağır gözlerin ve ellerin
seyreldiğinde aşkların hissizliğe
o zaman bile, sonsuz uykunda
üç kilo olamayacaksın
ya da mesela üç buçuk.
Çarşamba, Ekim 30, 2013
müdevvenat
kendini bilen birçoklarına
I
dertsizliğiydi
en büyük derdi
ve kafasını pek kurcalayan yoktu
bu öğlen tavuk mu et mi yese?
herhalde ona sorsalar
yemeğini kendi bulsun
büyütsün öldürsün pişirsin
isterdi
ama kimse ona sormuyordu şu sıralar
herhalde o da ondan
uyanamıyordu sabahlara
gecenin üzerine terlediği ıslak sabahlara
----------------------------------------------------
II
bir akşam bindikleri
kalabalık sessiz bir şeyde
durmayacakları bir durak vardı.
sadece yeterince dikkatli olurlarsa
geçerken yakalayacakları bir durak.
yanından geçen hayata
usulca ağlayan durak
ama ben anlamıştım
ne aşklar vardı orada
ne ayrılıklar
ve ne hüzün vardı çeşmede
gecenin umarsızlığına ağlayan
----------------------------------------------------
III
gündüzleri uğradığın
kafanı gömdüğün
dolapların vardı
gereksizlerini sakladığın.
kimileri birileri
en gerekeni bırakmıştı
boşluğuna
başka birinin penceresiydin artık
havanın soğumasını bekleyerek
baktığı erken Kasım günleri
ve belki yine pencerem olacaktın
hava gerçekten soğuyunca
----------------------------------------------------
IV
ben son kez
yazıyorum size
(bugünlük tabii)
son kez dansımdı
son kez gülüşüm
son kez çiçekli kanepelerde
uykulara dalışım
son kez kendimi
uzaklarda bir ülkede hayal edişim
son kez bu havaya
buna
aşık oluşum
----------------------------------------------------
V
kendilerini bilmeyenler
bulamayanlar
üzülmeyiniz
ben de çok pişmanım yazdığıma
en çok da pişmanım
yazamadığıma
Çarşamba, Ekim 23, 2013
palamutbükü veya bir yaz gecesi gözlemleri
yaz geldi. iki gündür camımda yağmur bana ninni söylüyor.
uyumaya yakınım günlerdir. uykuya hiç olmadığım kadar yaklaşıyorum hep, yakınlığımın da farkındayım; ama bir türlü yakalayamıyorum rüyaların gerçekliğini.
ne zaman vücudumun her yerinde uykumun farkında olsam, sabah kalktığımda hatırlayabilmek için her şey çok hayal meyal oluyor.
sabah kalkmak demişken, sabah kalktığım falan da yok tabi. öğlen ya yumurta ya tereyağı kokusuna uyanıyorum böyle olunca. şikayetçi olan yok ama.
bir gece boyunca uykuya bu kadar yakın olmanın bir güzelliği de seslerin kokuları olması.
ıslak kokuyor gecenin kedileri.
rakı kokuyor neşet ertaşın sesi.
kokluyorum.
hoşgeldin yaz.
uyumaya yakınım günlerdir. uykuya hiç olmadığım kadar yaklaşıyorum hep, yakınlığımın da farkındayım; ama bir türlü yakalayamıyorum rüyaların gerçekliğini.
ne zaman vücudumun her yerinde uykumun farkında olsam, sabah kalktığımda hatırlayabilmek için her şey çok hayal meyal oluyor.
sabah kalkmak demişken, sabah kalktığım falan da yok tabi. öğlen ya yumurta ya tereyağı kokusuna uyanıyorum böyle olunca. şikayetçi olan yok ama.
bir gece boyunca uykuya bu kadar yakın olmanın bir güzelliği de seslerin kokuları olması.
ıslak kokuyor gecenin kedileri.
rakı kokuyor neşet ertaşın sesi.
kokluyorum.
hoşgeldin yaz.
Cuma, Ekim 18, 2013
üç kardeşin hikayesi
sanrı
bir zamanlar tanrı imiş
kendince.
kuruntu
gerçekliğin ıslaklığında
çözünene kadar
ıslaksızlığı-
ndan öd-
ün
vermemiş.
hezeyan
yuvarlanır dururmuş
hayâli yükseklerden
hakîki düzlüklere
aldığı her darbe
bir küçük heyelan
varlığı büyük bir yalan.
bulutsuz göklerde
bulutlu zihinlerde
dolaşır şimdi üç kardeş
uçuşur
karışır
kaçışır
sevişir
isteksizliklerle.
unutmayın
boş günleriniz
bazen uçar giderken
ve ölüm bir çözümken
ve düz yazı duygusalken
ve aşk uygulanabilir değilken
üç kardeşten sakının.
bir zamanlar tanrı imiş
kendince.
kuruntu
gerçekliğin ıslaklığında
çözünene kadar
ıslaksızlığı-
ndan öd-
ün
vermemiş.
hezeyan
yuvarlanır dururmuş
hayâli yükseklerden
hakîki düzlüklere
aldığı her darbe
bir küçük heyelan
varlığı büyük bir yalan.
bulutsuz göklerde
bulutlu zihinlerde
dolaşır şimdi üç kardeş
uçuşur
karışır
kaçışır
sevişir
isteksizliklerle.
unutmayın
boş günleriniz
bazen uçar giderken
ve ölüm bir çözümken
ve düz yazı duygusalken
ve aşk uygulanabilir değilken
üç kardeşten sakının.
Perşembe, Ekim 17, 2013
Turgut Efendi Asılmaya Götürülmeden Önce Bülbülün Söylediğidir
"bilsem konmazdım"
bulutludur güneşsizdir serindir öğlen istanbulda
ve bir kadın ağlar öğlene sessiz sıcak
sorar neden? nasıl? niye?
yalnız bir kadın ağlar öğlene
usul usul ağlar kadın öğlene
kimse yoktur şimdi sokakları dolaşacak
kimse yoktur şimdi kahveyi yoklayacak
kimse yoktur şimdi kadını okşayacak
teselli de güneş de Turgut Efendi de terk etmiştir öğleni
kadının kızdığıdır: "ağlar dünya
yok olur dünya
ben dünyayı yokladım onu sakladım
tek lafın bilsem konmazdım"
bulutludur güneşsizdir serindir öğlen istanbulda
ve bir kadın ağlar öğlene sessiz sıcak
sorar neden? nasıl? niye?
yalnız bir kadın ağlar öğlene
usul usul ağlar kadın öğlene
kimse yoktur şimdi sokakları dolaşacak
kimse yoktur şimdi kahveyi yoklayacak
kimse yoktur şimdi kadını okşayacak
teselli de güneş de Turgut Efendi de terk etmiştir öğleni
kadının kızdığıdır: "ağlar dünya
yok olur dünya
ben dünyayı yokladım onu sakladım
tek lafın bilsem konmazdım"
bülbülün yakardığıdır:
"e ne deseydim
cik cik mi deseydim
süslerim istanbulu öğlen vakti
sessiz istanbulu öğlen vakti
ve sussam ötsem izlesem masumum
ama özür diledim ben
bilemedim
bilemediğimden özür diledim ben"
uçar gider bülbül
bulutlu güneşsiz serin istanbul göğüne
kimse yoktur şimdi sokakları izleyecek
kadının pencereleri vardı hepsi bir bir kapandı
bin pencereli bir kaleydi pencereleri kapandı
her pencereden bir damla göz yaşı geldi
bin pencereden bin damla göz yaşı geldi
gökte arar herkes cevabı
ama bu kadarı Turgut Efendi'nin mezar taşında yazandır:
"Neden kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya"
Pazar, Ekim 13, 2013
sonunda
önce sessizliğin parçası olmuş
asırlık uğultu duyulacaktı
haykırışlarımızda
her şeyin bittiği
ve onun öldüğündeydik şimdi
yasa boğuldu
dava, adalet, vicdan
boğuldu
boğuldu günlük umursamazlığımız
ve yüzlerimize itinayla boyadığımız hislerimiz
ve yüreklerimize itinayla sıkıştırdığımız hislerimiz
ve içsel çatışmalarımız
her şey herkes beraber boğuldu
bağlılıklarına özgürlüklerine
arayışlarına boğuldu
"sonunda" dedi biri
"sonunda biz de
yokuz."
asırlık uğultu duyulacaktı
haykırışlarımızda
her şeyin bittiği
ve onun öldüğündeydik şimdi
yasa boğuldu
dava, adalet, vicdan
boğuldu
boğuldu günlük umursamazlığımız
ve yüzlerimize itinayla boyadığımız hislerimiz
ve yüreklerimize itinayla sıkıştırdığımız hislerimiz
ve içsel çatışmalarımız
her şey herkes beraber boğuldu
bağlılıklarına özgürlüklerine
arayışlarına boğuldu
"sonunda" dedi biri
"sonunda biz de
yokuz."
Pazartesi, Ekim 07, 2013
isteksellik
ölünce gidecek yeri
yok mudur geçmişin
cenazesini kaldırdıktan sonra
cenaze suratlarımızla
biz yine gideriz haftasonları sahil kenarlarına
cenaze suratlarımız kalıcıymış gibi yaparız
çünkü cenaze suratlarımız kalıcı olmasaymış
cenaze suratı takınmanın ne anlamı varmış?
cenaze suratlıyken yine
sahili koklayabilecek kadar yakın
göremeyecek kadar uzak
hissedecek kadar içinde
tanımayacak kadar dışında
iken
-geçen geceyi gündüzü diyorum-
anladım ki geçmiş zaten gidecek yer
bulamadığından
geçmiş
ve nefes almayı kesmezmiş geçmiş
ama öldüğüne inanana kadar
cenaze suratı takınırsak
öldüğüne hepimiz
inanıverirmişiz
o zaman da zaten
sahilde olmak çok daha kolay olurmuş
beraber veya ayrı.
yok mudur geçmişin
cenazesini kaldırdıktan sonra
cenaze suratlarımızla
biz yine gideriz haftasonları sahil kenarlarına
cenaze suratlarımız kalıcıymış gibi yaparız
çünkü cenaze suratlarımız kalıcı olmasaymış
cenaze suratı takınmanın ne anlamı varmış?
cenaze suratlıyken yine
sahili koklayabilecek kadar yakın
göremeyecek kadar uzak
hissedecek kadar içinde
tanımayacak kadar dışında
iken
-geçen geceyi gündüzü diyorum-
anladım ki geçmiş zaten gidecek yer
bulamadığından
geçmiş
ve nefes almayı kesmezmiş geçmiş
ama öldüğüne inanana kadar
cenaze suratı takınırsak
öldüğüne hepimiz
inanıverirmişiz
o zaman da zaten
sahilde olmak çok daha kolay olurmuş
beraber veya ayrı.
Cumartesi, Ekim 05, 2013
madrabaz'la yüzleşme
merhaba.
merhaba.
havalar da soğudu iyice
di mi?
birden bi de --
kış geldi güzü göremeden.
evet evet,
çok doğru diyorsun
ne kadar da güzel diyorsun
doğru dediklerini.
duymak istediklerini mi diyorum?
duymak istediklerin var mı? demek istediğim var mı?
bilmem.
bazen şaşırıyorum boşluğuna
kaldıramamana taşıyamamana
bazen de atlıyorum boşluğuna
birinden birini sürekli yapsan zaten
güzel olmazsın. ama
ikisi arasında gidip gelsen
sana güzel olmaz. -- sus,
sıcakla soğuk karışmadı hala birbirlerine
kollarımız ve bakışlarımız karışmadı
kötü şiirlerin ve kötü sesin
hiçbir şeyi kesemedi hala,
kestiremedi, ve sen
ve sen hala her sabah
öyle geçedurursun
sabah geçmese bile
geçedurursun.
e peki akşamlar?
akşamlar dursun diye sabah geçerim ben
akşamlar sende durur, ben varamam.
susalım mı biz? susmamız güzel.
susmamız çok güzel.
merhaba.
havalar da soğudu iyice
di mi?
birden bi de --
kış geldi güzü göremeden.
evet evet,
çok doğru diyorsun
ne kadar da güzel diyorsun
doğru dediklerini.
duymak istediklerini mi diyorum?
duymak istediklerin var mı? demek istediğim var mı?
bilmem.
bazen şaşırıyorum boşluğuna
kaldıramamana taşıyamamana
bazen de atlıyorum boşluğuna
birinden birini sürekli yapsan zaten
güzel olmazsın. ama
ikisi arasında gidip gelsen
sana güzel olmaz. -- sus,
sıcakla soğuk karışmadı hala birbirlerine
kollarımız ve bakışlarımız karışmadı
kötü şiirlerin ve kötü sesin
hiçbir şeyi kesemedi hala,
kestiremedi, ve sen
ve sen hala her sabah
öyle geçedurursun
sabah geçmese bile
geçedurursun.
e peki akşamlar?
akşamlar dursun diye sabah geçerim ben
akşamlar sende durur, ben varamam.
susalım mı biz? susmamız güzel.
susmamız çok güzel.
madrabaz'ın rüyası
görüyorum ben hayalleri
göremediğim her gerçek surat için
gerçekten gerçek bir hayal görüyorum ben
ve sen uğrarsın belki her hafta
ama arasında göremiyorum
gördüğünü göremiyorum
başımı çevirmeyegöreyim
kayboluyorsun
oysa satmam ki ben
seni sürekli yakalarsam bana bakarken
yakalayamadığım kadarını
satıyorum.
gölgelerden fırladığın oluyor arada
gölgelere kayboluşun
pencerelerden akışın
gökten düşüşün
dağlara çıkalım
ve atlayalım
ama sen atlamazsın
öyle izlersin
ve tırmanınca bulurum ben yine
sensizliği
satarım yine
çünkü sen öğrettin bana
ve ben bilirim
senin bilinmezliğini.
göremediğim her gerçek surat için
gerçekten gerçek bir hayal görüyorum ben
ve sen uğrarsın belki her hafta
ama arasında göremiyorum
gördüğünü göremiyorum
başımı çevirmeyegöreyim
kayboluyorsun
oysa satmam ki ben
seni sürekli yakalarsam bana bakarken
yakalayamadığım kadarını
satıyorum.
gölgelerden fırladığın oluyor arada
gölgelere kayboluşun
pencerelerden akışın
gökten düşüşün
dağlara çıkalım
ve atlayalım
ama sen atlamazsın
öyle izlersin
ve tırmanınca bulurum ben yine
sensizliği
satarım yine
çünkü sen öğrettin bana
ve ben bilirim
senin bilinmezliğini.
madrabaz
satardın aşklarını taze taze
çürümüş gecenin ışığında
her aşk başına iki gülümseme kâr etsen
yol parası çıkardı
ve eve götürecek
biraz ekmeğin de olurdu
hoş, satamadığın aşklarını
eve götür getir
bir gece bir alan bulunur
sende bu
göz varken.
çürümüş gecenin ışığında
her aşk başına iki gülümseme kâr etsen
yol parası çıkardı
ve eve götürecek
biraz ekmeğin de olurdu
hoş, satamadığın aşklarını
eve götür getir
bir gece bir alan bulunur
sende bu
göz varken.
Pazar, Eylül 29, 2013
ufak bir ağıt
"Anlamıyorsun... Laf değil ki o, şiir, şiir..."
üç kez üzüldüm uzaklardaki bitişlere
dördüncüsü sensin.
çıkmıyormuş boğazından artık
coşkunun fırtınaları
susuvermişsin bir sabah.
ölmüş dediler.
ha, dedim, ölmüştür dedim.
bilmez ki onlar anlatayım
ağlamadım
artık sadece duymuyoruz seni
yoksa sen konuşmayı kestiğinden değil
ama bir gün
kulaklarımız varabilecek sana yeniden
ve fevkalade olacak
o zamana kadar
hoşçakal.
-∆-
Yapılmak istenen anılar için: İki Adamın Hoş Anıları
üç kez üzüldüm uzaklardaki bitişlere
dördüncüsü sensin.
çıkmıyormuş boğazından artık
coşkunun fırtınaları
susuvermişsin bir sabah.
ölmüş dediler.
ha, dedim, ölmüştür dedim.
bilmez ki onlar anlatayım
ağlamadım
artık sadece duymuyoruz seni
yoksa sen konuşmayı kestiğinden değil
ama bir gün
kulaklarımız varabilecek sana yeniden
ve fevkalade olacak
o zamana kadar
hoşçakal.
-∆-
Yapılmak istenen anılar için: İki Adamın Hoş Anıları
Salı, Eylül 24, 2013
hediye planları
"hayatın neresinden dönülse kârdır"
demiş ona
o da bana söylemişti
havaların ısınamadığı bir Mart günü
ve Milyon Taşı ısıtmıştı içimi
-ki ondan hala cebimdedir-
arayışı
arayıp da bulamayışı
bulamayıp da kayboluşu
öpmüştü dudaklarımdan
ve bir gün ben geri dönüp
bulutlar bile girmemişken geceye
bulduracağım ona
ve söyleyeceğim
dönmediğimiz kadarıyla kârdayız
ve sen
cebimde kaldığın kadarınla
güzelsin.
demiş ona
o da bana söylemişti
havaların ısınamadığı bir Mart günü
ve Milyon Taşı ısıtmıştı içimi
-ki ondan hala cebimdedir-
arayışı
arayıp da bulamayışı
bulamayıp da kayboluşu
öpmüştü dudaklarımdan
ve bir gün ben geri dönüp
bulutlar bile girmemişken geceye
bulduracağım ona
ve söyleyeceğim
dönmediğimiz kadarıyla kârdayız
ve sen
cebimde kaldığın kadarınla
güzelsin.
Perşembe, Eylül 19, 2013
rüya günlüğü XIV
bomboştu
rüyalarım
-rüyada
olduğumu bile
anlamayacak
kadar boş-
sadece bir
tahta asılıydı
duvarda
zamanları
sayardı
pişman
olmak için çok erken olan zamanları
/siz
rüyalarınıza bile girmemişken
o
üçüncüsünde dolanıyordu şimdi
ve düş(l)erdi
mışıl mışıl
yokluğuna/
…
gece
verilip de
sabaha
tutulmamış sözlerin
derisini
keşfederdi gündüz meltemi
tahta
karardıkça
uyanmıştı
artık gerçeklerimiz
ama ne o ne
siz ne ben.
Çarşamba, Eylül 11, 2013
kısalar
yırtık kalp dikilmezdi ama
aynı gökyüzüne bakıp
üzülürdü
ayrı düşmüş sevgililer
ve aynı yıldızlarda ararlardı
kalplerinde kaybolmuş
parıltıları.
--------------------------------------------------------
midye ve rakı kokularını
taşıyarak eserdi lodos
güzel kadınların bakışlarını
ellerin ürkek kaçışlarını
sevgileri
esintisine gizlerdi
kulaklarımıza üflerdi
--------------------------------------------------------
bir yüzü vardı ki
çocuğun
öyle bildiğin gibi değil.
Süreyya Operası'ndaki yüzler kadar
kaybolmuş bakışları vardı
çocuğun
korkuya kapılmış sevgisi
--------------------------------------------------------
aynı gökyüzüne bakıp
üzülürdü
ayrı düşmüş sevgililer
ve aynı yıldızlarda ararlardı
kalplerinde kaybolmuş
parıltıları.
--------------------------------------------------------
midye ve rakı kokularını
taşıyarak eserdi lodos
güzel kadınların bakışlarını
ellerin ürkek kaçışlarını
sevgileri
esintisine gizlerdi
kulaklarımıza üflerdi
--------------------------------------------------------
bir yüzü vardı ki
çocuğun
öyle bildiğin gibi değil.
Süreyya Operası'ndaki yüzler kadar
kaybolmuş bakışları vardı
çocuğun
korkuya kapılmış sevgisi
--------------------------------------------------------
şans
sen uyurken gelmişti özgürlük
yatak odanı sordu
kapının eşiğine kadar
yürüdü
bekledi.
öyle usulca bekledi
uyanıp rüyandan gözlerine bakmanı
tüm varlığınla sarılmanı
bekledi
sabırla bekledi aslında
uyandırmaya kıyamadı
izledi sadece
geceye buharlaşana kadar
çok güzeldi ve
camdan daha çok parlardı ama
plastik bir bibloydu özgürlük
hiçbir düşüşünde kırılmadı
sen de kıramadın onu
eridi sadece sıcağında
hayallerinin sıcağında eridi
saçmalığında eridi özgürlük
gündüzleri onu arayışının
saçmalığında
yatak odanı sordu
kapının eşiğine kadar
yürüdü
bekledi.
öyle usulca bekledi
uyanıp rüyandan gözlerine bakmanı
tüm varlığınla sarılmanı
bekledi
sabırla bekledi aslında
uyandırmaya kıyamadı
izledi sadece
geceye buharlaşana kadar
çok güzeldi ve
camdan daha çok parlardı ama
plastik bir bibloydu özgürlük
hiçbir düşüşünde kırılmadı
sen de kıramadın onu
eridi sadece sıcağında
hayallerinin sıcağında eridi
saçmalığında eridi özgürlük
gündüzleri onu arayışının
saçmalığında
Pazar, Temmuz 28, 2013
üsküp 1.265.000
bir milyon iki yüz altmış beş bin
şey vardı şimdi
bahsedilmesi gereken
ama kuytularda bile
bir milyon iki yüz altmış beş bin
sebep yoktu
oysa her zamankinden
daha maviydi gökyüzü
bu sabah
ve güneşin parçacıkları selamlamıştı
gözlerdeki yuvalarından
anladı ki sıkışmış
bir milyon iki yüz altmış beş bin
çığlık için vardı
sevda şarkısı
ve
bir milyon iki yüz altmış beş bin
sesle çağırırdı karanlığı
"aşkın acısına ferman diyorlar
ellerin fermanı vız gelir bana
olmaz iklimlerden yollar aşırdın
gönlünün fermanı yaz getir bana"
Pazartesi, Mayıs 27, 2013
yapışık
elini omzuma koydu, bi baba gibi. dedi ki:
"hayatı bi seferde alıcaksın içine kardeşim. öyle hızlı, öyle dolu."
boş bakışları vardı.
ve vücüdunun her yerinde ağırlaşmıştı kanı, artık sadece
elini omuzlara koyabiliyor
ve dik dururmuş gibi yapıyordu.
bozuntuya vermedim. içinde yavaş yavaş yanan ve saf bir sakinliğe dönüşen gençliğinin, varlığının, farkındalığın ve deneyimselciliğinin o enerjisini hissediyormuş gibi yaptım.
ağır akan soğuk kanım sıcakmış gibi yaptım.
yıldızlar vardı gökyüzünde, ve hayalimdeki ya da küçükken uyumadan önce gökyüzüne baktığımdaki gibi heyecanla titremiyorlardı yıldızlar bu sefer gökyüzünde. boş bakışlar kadar boş parlıyorlardı ve bir perde gibi çöküyordu üstlerine gece.
görme hislerimizi kaybetmek için o kadar uğraşmamıza inat eder gibi çıkmıştı dolunay. ışığı üzerimize düşüp ne zamandır çaldığını, hatta gerçekten çalıp çalmadığını bilmediğim müzikle dans ediyordu.
tavsiyesini dinledim. bir seferde aldım her şeyi. gerçeği, gözleri, içimi, dışımı. açlığımı da bir seferde aldım, muhtaçlığımı da.
sonra uzaklarda biri boş boş güldü boş boş bakışlarla boş boş yıldızlarla donatılmış boşluğa. gözleri doğdu sonra ufukta onun, ve ben iki gözünü de yakalamaya çalışırken - ki bunu yapmak çocukluk resimleriyle bile zordu - yeterince hızlı ve dolu olmadığımı anladım.
"sabahın sahibi var."
"ne?"
"sabahın diyorum, sahibi var."
"ha."
tüm varlığıyla eziyordu şimdi bizi gece ve çöküyorduk biz de bataklığına kokusuz ve korkusuzca. kokmuyorduk çürümüş gibi gözüksek de ve korkmuyorduk ezik vücutlarımız aksini iddaa etse de.
içimi çektim. hep böyle olmayacaktı. sonsuzlaşmasını istedim zamanın.
gözleri duruyordu karşımda.
iki koca göz.
zamanın eskitemediği, eskitmeye yeltenmediği
bir çift parıltı.
yıldızlar değildi dolunay değildi bilinmezlik değildi gecenin güzelliği. gözlerinin parıltısıydı. onu bir seferde çektim ben de içime uzaklardan.
hızlıydım şimdi. doluydum da.
"yalnızlaşmak."
"ne?"
"bir grupta yalnızlaşmak."
"ha."
yapışıktı her şey. kokular sesler tadlar dokunuşlar görüşler. tüm duyular yapış yapıştı. ayıklamaya çalıştım başta, ama sonra takdir edebildim birlikte güzelliklerini. o zaman da yavaşlamıştım zaten iyice, ve boşalmıştım gecenin boşluğuna.
"yapmalıyım."
"ne?"
"yapılmasını istediğimi yapmalıyım. gerekeni. aradığımı. beklediğimi."
"ha."
"sabahın sahibi var."
"ne?"
"sabahın diyorum, sahibi var."
"ha."
tüm varlığıyla eziyordu şimdi bizi gece ve çöküyorduk biz de bataklığına kokusuz ve korkusuzca. kokmuyorduk çürümüş gibi gözüksek de ve korkmuyorduk ezik vücutlarımız aksini iddaa etse de.
içimi çektim. hep böyle olmayacaktı. sonsuzlaşmasını istedim zamanın.
gözleri duruyordu karşımda.
iki koca göz.
zamanın eskitemediği, eskitmeye yeltenmediği
bir çift parıltı.
yıldızlar değildi dolunay değildi bilinmezlik değildi gecenin güzelliği. gözlerinin parıltısıydı. onu bir seferde çektim ben de içime uzaklardan.
hızlıydım şimdi. doluydum da.
"yalnızlaşmak."
"ne?"
"bir grupta yalnızlaşmak."
"ha."
yapışıktı her şey. kokular sesler tadlar dokunuşlar görüşler. tüm duyular yapış yapıştı. ayıklamaya çalıştım başta, ama sonra takdir edebildim birlikte güzelliklerini. o zaman da yavaşlamıştım zaten iyice, ve boşalmıştım gecenin boşluğuna.
"yapmalıyım."
"ne?"
"yapılmasını istediğimi yapmalıyım. gerekeni. aradığımı. beklediğimi."
"ha."
Salı, Mayıs 21, 2013
beklenmeyenlerden beklenen beklentiler
"üzgün üzgün
anlamsız şeyler yazıyosun
hani bişey anladığımız da yok
anlaşılmazlığına üzülüyoruz."
dedi içimdeki ses,
dedim ki hakkaten doğru dedin iç ses kardeş
onlar için gelsin bu da:
dünyamız ne kadar güzel di mi? şiir dizisi
----------------------------------------------------------------
I
özlendikçe
özümüze yakınlaşıyo muyuz polis amca?
kimse bana demedi çünkü
'git elini yüzünü yıka
özlen de gel'
varsa yoksa özlüyorum
lavabodan kafamı kaldırınca
birer birer damlayan su taneciklerini
yüzümün ıslaklığını
ve o ıslaklığı umursamayışımı
özlüyorum.
özümseyerek özlüyorum polis amca
güzelliğin varlığını özlüyorum ben
çünkü varken varlığı yok güzelliğin
ve yokken de varlığı bir düş sadece
bir aralar özümsenmiş bir düş.
----------------------------------------------------------------
II
güzellik ne kadar güzel ama
en az dişlerinin arasındaki boşluktan
usul usul geçen hava kadar güzel
sen kocaman gülümserken.
ya da ağlarken mesela
-ki hala ağlamana denk gelmedim
ama eminim hayalimdekinden
daha hayalsidir-
titreyen yanaklarının
yumuşağı kadar güzel.
veya söylemem artık
üfleyerek yüzüne
bir anlığına iki gözünü de
tek gözümle yakalayabilmişken
ikinin bire
birin ikiye
geçişi ne güzel.
----------------------------------------------------------------
III
ne diyodum polis amca?
ha sizin iş de zor yani
ama güzelliklerini görmesini bileceksin.
mesela buralar saat üç gibi
ayakta duramayan insanlarla dolar
ve o insanların sahip oluğu
tek güzel şey
kafaları değildir.
verdikleri savaştır
ve o savaştan kaçıştır
ve o savaşa geri dönüştür
her sabah titreyişleri vardır akıllarında
ve sevgiliyi görünce
içleri boşalan dizleri
gecelerin uzaklarda başka bir galakside
başka bir hayat olduğu anısı vardır
akıllarında.
onları dikelten savaşları
bu geceliğine saat dörde kadar izinlidir
baskısız kavgasız gökyüzüsüz
sadece aşkla durur onlar
ondan dik durmazlar
zorunda değillerdir zaten
ki sabah gelince
en büyük acılarla
onlar dikeleceklerdir
güzel savaşlarına doğru.
anlamsız şeyler yazıyosun
hani bişey anladığımız da yok
anlaşılmazlığına üzülüyoruz."
dedi içimdeki ses,
dedim ki hakkaten doğru dedin iç ses kardeş
onlar için gelsin bu da:
dünyamız ne kadar güzel di mi? şiir dizisi
----------------------------------------------------------------
I
özlendikçe
özümüze yakınlaşıyo muyuz polis amca?
kimse bana demedi çünkü
'git elini yüzünü yıka
özlen de gel'
varsa yoksa özlüyorum
lavabodan kafamı kaldırınca
birer birer damlayan su taneciklerini
yüzümün ıslaklığını
ve o ıslaklığı umursamayışımı
özlüyorum.
özümseyerek özlüyorum polis amca
güzelliğin varlığını özlüyorum ben
çünkü varken varlığı yok güzelliğin
ve yokken de varlığı bir düş sadece
bir aralar özümsenmiş bir düş.
----------------------------------------------------------------
II
güzellik ne kadar güzel ama
en az dişlerinin arasındaki boşluktan
usul usul geçen hava kadar güzel
sen kocaman gülümserken.
ya da ağlarken mesela
-ki hala ağlamana denk gelmedim
ama eminim hayalimdekinden
daha hayalsidir-
titreyen yanaklarının
yumuşağı kadar güzel.
veya söylemem artık
üfleyerek yüzüne
bir anlığına iki gözünü de
tek gözümle yakalayabilmişken
ikinin bire
birin ikiye
geçişi ne güzel.
----------------------------------------------------------------
III
ne diyodum polis amca?
ha sizin iş de zor yani
ama güzelliklerini görmesini bileceksin.
mesela buralar saat üç gibi
ayakta duramayan insanlarla dolar
ve o insanların sahip oluğu
tek güzel şey
kafaları değildir.
verdikleri savaştır
ve o savaştan kaçıştır
ve o savaşa geri dönüştür
her sabah titreyişleri vardır akıllarında
ve sevgiliyi görünce
içleri boşalan dizleri
gecelerin uzaklarda başka bir galakside
başka bir hayat olduğu anısı vardır
akıllarında.
onları dikelten savaşları
bu geceliğine saat dörde kadar izinlidir
baskısız kavgasız gökyüzüsüz
sadece aşkla durur onlar
ondan dik durmazlar
zorunda değillerdir zaten
ki sabah gelince
en büyük acılarla
onlar dikeleceklerdir
güzel savaşlarına doğru.
Pazartesi, Mayıs 13, 2013
serebral tornado
kenarları soyulmuş fotoğraflar
ucu körelmiş ustura
kuruyup buruşmasına rağmen içi yumuşak kalmış ekmek
yeni biçilmiş çimlerin kokusu
kaldırım taşlarına itinayla teker teker basan takıntılı güzel kız
ve şiirlere yazılmayı bekleyen
sabırsız imgeler.
şiirlere güzel imgeler yazmayı
ve güzel imgeleri güzel imgelerle yazmayı
bekleyen ben
ve sabırsız beynim.
sonra da işte
yazıp kurtuluyorum yüklerinden
ve devam ediyorum hayalime
hayaline
hayale.
ucu körelmiş ustura
kuruyup buruşmasına rağmen içi yumuşak kalmış ekmek
yeni biçilmiş çimlerin kokusu
kaldırım taşlarına itinayla teker teker basan takıntılı güzel kız
ve şiirlere yazılmayı bekleyen
sabırsız imgeler.
şiirlere güzel imgeler yazmayı
ve güzel imgeleri güzel imgelerle yazmayı
bekleyen ben
ve sabırsız beynim.
sonra da işte
yazıp kurtuluyorum yüklerinden
ve devam ediyorum hayalime
hayaline
hayale.
Çarşamba, Nisan 24, 2013
camgöbeği
yukarıda
her şeyin başladığı
ve bittiği mavi
sabahın ışıklarının
ve gecenin yıldızlarının
parıltısını saklayan.
yukarıdaki
mavidir.
her şeyin başladığı
ve bittiği mavi
sabahın ışıklarının
ve gecenin yıldızlarının
parıltısını saklayan.
yukarıdaki
mavidir.
nar çiçeği
parmağın tırnakla birleştiği
yumuşak sınırda
etimin pembesi
ve dışarıdaki
nar çiçekleri
yanaklarında.
yumuşak sınırda
etimin pembesi
ve dışarıdaki
nar çiçekleri
yanaklarında.
Salı, Nisan 16, 2013
şişli meydanı
77'den bir ses
(ya da sonrasından
ama 77'yi hatırlayarak)
ve bahar yeni gelmiş olsa bile
baharın gelişini
anlatamaz türkü
soranları anlatır ancak
sabahın hesabını soranları
-geceler yokken
sabahı soranları-
zaman yokken
yaraları saranları anlatır
77'den derin bir ses
çiğdemin nergisin
ve bilinmeyenin
hikayesini söyler.
ben de onun söylediğini
söylerim
her sabah
bazen de akşam
bulutlar erken inince
gökyüzünden.
Pazar, Mart 31, 2013
düşmek bilmeyen düş
denizden göğe ulaşan
ve mavisiyle yeşiline
kum karışan
tatlı bir evde
ve batan güneşle
kokularını toprağa yeni yeni salan
boynu eğik utangaç
çileklerin içinden
derisi tuzla kaplanmış
giz çağırır
beni
bu beton apartmanın
beton odalarında
beton dünyaya
uyandığımda
ve mavisiyle yeşiline
kum karışan
tatlı bir evde
ve batan güneşle
kokularını toprağa yeni yeni salan
boynu eğik utangaç
çileklerin içinden
derisi tuzla kaplanmış
giz çağırır
beni
bu beton apartmanın
beton odalarında
beton dünyaya
uyandığımda
Pazartesi, Mart 25, 2013
menderes
bir sağa
bir sola
sonra tekrar sağa
yapıştırır da durur.
tüm birikimlerim
tüm kalanlar
içimde bir yerlerde
orada burada
dışarı vurulur.
bir sola
sonra tekrar sağa
yapıştırır da durur.
tüm birikimlerim
tüm kalanlar
içimde bir yerlerde
orada burada
dışarı vurulur.
çağrı
gelmemekte direten baharın
akşam geç olmuşken
ve yatağım
hala beni ararken
karanlığın orta yerinde
müjdeci rüzgarları esip de
okşarken
çimlerin başlarını
başta iyi ki geldi dedirtip de
sonra durmasını
bir türlü bilemeyen
yaz yağmurları gibi
akşam geç olmuşken
ve yatağım
hala beni ararken
karanlığın orta yerinde
çök üstüme.
Pazar, Mart 24, 2013
F tipi şiir
soğuk cansız betonu
yalayarak eserdi
soğuk cansız rüzgar
ve uzaklardaki
umudu vaat
ederdi güneş;
parlardı ama ısıtmazdı.
soğuk cansız suratlar
göz göze gelirdi
soğuk cansız hayallerle
ve hala atmaya
devam ederdi
kalpleri;
yaşadıklarınaysa
bin şahit.
sarı da bir çiçek bitmişti
tel örgülerin
çimenin yeşiliyle buluştuğu
yerde, ve türküsünü
söylerdi çiçek
unutulmuş aşkların
ve unutlumayan acıların.
yalayarak eserdi
soğuk cansız rüzgar
ve uzaklardaki
umudu vaat
ederdi güneş;
parlardı ama ısıtmazdı.
soğuk cansız suratlar
göz göze gelirdi
soğuk cansız hayallerle
ve hala atmaya
devam ederdi
kalpleri;
yaşadıklarınaysa
bin şahit.
sarı da bir çiçek bitmişti
tel örgülerin
çimenin yeşiliyle buluştuğu
yerde, ve türküsünü
söylerdi çiçek
unutulmuş aşkların
ve unutlumayan acıların.
Çarşamba, Mart 20, 2013
hayat/ı/i nedenle(me)
izin istiyordum ben ondan
sevmek için
ve tıpkı
baharın geldiğini sanıp
yeni yeşeren
çimlerin arasından sivrilip
kokusuyla
duruşuyla
büyü(le)yen sarı bir
çiçek gibi
(s)ondan kaçıyordum.
...
ölüm
her şekliyle güzeldir
bir defa gelince
ve yalancı bahara
düşünce kış
boynu büküldü
güneş sarısı parlayan
çiçeğin.
şimdi
sıcak toprak yatağına
sıcak toprak yatağına
uzanır çiçek
eski sarısını hatırlayıp
gülümseyerek.
Salı, Mart 19, 2013
napıyosun
-- kendini bilen özel birilerine --
yapmak
ve yapmamak
arasındaki kayıp çizgide
yuvarlanıp giden hayatımı
izliyorum.
savrulmak
sorun değil artık
sonuç sadece
ve ben
sonuçların karşısında
bekliyorum.
öyle normal
takılıyorum.
Cumartesi, Mart 16, 2013
asfalt şarkısı/gri
aceleyle geçen arabalar
bilmez ama
asfalt da yumuşaktır
daha yumuşak hatta
lastik tekerlerden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun
ellerinden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun geldiği
annenin
meme uçlarından
daha yumuşaktır
asfalt.
tüm gücüyle parlayan
temmuz güneşi
bilmeyebilir
ama asfaltın grisi
daha renklidir
dumanlı göklerinden
istanbulun
ve artık parlamayan gözlerinden
sevgilinin.
adam olurum
(oluyorum da
herhalde)
asfalt gibi
ol(a)mam.
bilmez ama
asfalt da yumuşaktır
daha yumuşak hatta
lastik tekerlerden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun
ellerinden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun geldiği
annenin
meme uçlarından
daha yumuşaktır
asfalt.
tüm gücüyle parlayan
temmuz güneşi
bilmeyebilir
ama asfaltın grisi
daha renklidir
dumanlı göklerinden
istanbulun
ve artık parlamayan gözlerinden
sevgilinin.
adam olurum
(oluyorum da
herhalde)
asfalt gibi
ol(a)mam.
yokluk türküsü
aşıkların gizlice buluştuğu
eski çınarın
üstüne kazınmış
güzel kelimelerin hikayesini
anlatır
yokluk türküsü
'bulunamayan da
aranmayan da
parçasıdır.'
en iyi bulutlar bilir
güneşin parçaladığı
sahte bahar günlerinde,
ve en güzel analar
mırıldanır
gözlerinde yaşlarla
(evlatlarını getirmeyen)
toprağa doğru.
'bulunabilse de
aranabilse de
parçasıdır hala.'
kağıtlarımın sonunda
ve dağınık zihnimin
diplerindedir
aşk.
üstü çizili
gizlenir
aranır
bulunmaz.
'buldurmaz
aratmaz
parçandır.'
eski çınarın
üstüne kazınmış
güzel kelimelerin hikayesini
anlatır
yokluk türküsü
'bulunamayan da
aranmayan da
parçasıdır.'
en iyi bulutlar bilir
güneşin parçaladığı
sahte bahar günlerinde,
ve en güzel analar
mırıldanır
gözlerinde yaşlarla
(evlatlarını getirmeyen)
toprağa doğru.
'bulunabilse de
aranabilse de
parçasıdır hala.'
kağıtlarımın sonunda
ve dağınık zihnimin
diplerindedir
gizlenir
aranır
bulunmaz.
'buldurmaz
aratmaz
parçandır.'
Çarşamba, Mart 13, 2013
Eller, Bacaklar, Başlıksızlık Kompleksi
hayat bu kadar iyi şiir yapınca
şiir yapmayı kestim ben de.
ama bu savaşta bu aşkta
ve bakışlarında
ve kaçışında
ve kovalayışında
bu kadar şiir varken
ve ben
her sabah
koca bir ağacın
yorgun dallarının arasından
cılızca parlayan
ışık hüzmelerini izlerken
ve geçmeyi kesmezken
ama gelmeye yeltenmezken
zaman
ve kitaplar
raflar
sandalyeler
gökyüzü
bu kadar
şiirle doluyken
ben şiir yapamıyorum.
olsa olsa
şiirden şiire yaşıyorum hayatı
ve arada aklımda
üç beş bi şey kalıyo
e onları da yazıyorum
adı da şiir oluyo
şiir yapmayı kestim ben de.
ama bu savaşta bu aşkta
ve bakışlarında
ve kaçışında
ve kovalayışında
bu kadar şiir varken
ve ben
her sabah
koca bir ağacın
yorgun dallarının arasından
cılızca parlayan
ışık hüzmelerini izlerken
ve geçmeyi kesmezken
ama gelmeye yeltenmezken
zaman
ve kitaplar
raflar
sandalyeler
gökyüzü
bu kadar
şiirle doluyken
ben şiir yapamıyorum.
olsa olsa
şiirden şiire yaşıyorum hayatı
ve arada aklımda
üç beş bi şey kalıyo
e onları da yazıyorum
adı da şiir oluyo
cam fanusun fazları
üstüne üstüne gelir
birer birer
aldırmadan dinlemeden.
sarsılmış hayatlar,
"izleniyoruz, biliyorum;
ama kimsecikler de bir şey
yapmıyo ki."
küresel kavgalar,
camdan çığlıklar,
-- ve sessiz evlerin yalnız çatılarına
birer birer geliyorlar
üstüne üstüne.
birer birer
aldırmadan dinlemeden.
sarsılmış hayatlar,
"izleniyoruz, biliyorum;
ama kimsecikler de bir şey
yapmıyo ki."
küresel kavgalar,
camdan çığlıklar,
-- ve sessiz evlerin yalnız çatılarına
birer birer geliyorlar
üstüne üstüne.
Pazar, Mart 10, 2013
Palyaço XLII
seviştikçe eksiliyoruz
ve sonra yine sevişiyoruz
çünkü eksilmek de eksiltiyor bizi
ve eksiliyoruz ıslak çarşaflara
bir zamanlar lavanta kokan
beyaz yastıklara eksiliyoruz
ve akıp giden zamana karışan
tutkularımıza eksiliyoruz
belini kavrayan güçsüz bi el
benimki
en az belin kadar kırılgan.
ve saçlarımdan tutan
canlı bir el
seninki
damarlarımda akan.
günışığında karanlık
ve yavaşça yok olan ay.
uyanmak istemez kimse
uykuya dalmazsa
eksilene kadar
sevişmek varken.
ve sonra yine sevişiyoruz
çünkü eksilmek de eksiltiyor bizi
ve eksiliyoruz ıslak çarşaflara
bir zamanlar lavanta kokan
beyaz yastıklara eksiliyoruz
ve akıp giden zamana karışan
tutkularımıza eksiliyoruz
belini kavrayan güçsüz bi el
benimki
en az belin kadar kırılgan.
ve saçlarımdan tutan
canlı bir el
seninki
damarlarımda akan.
günışığında karanlık
ve yavaşça yok olan ay.
uyanmak istemez kimse
uykuya dalmazsa
eksilene kadar
sevişmek varken.
Pazartesi, Mart 04, 2013
keşif.
oyun oynayacak kız
arayarak geçen saatler
oyun oynatmayacak kızı
bulana kadardı
ve hayat da
bi oyundan fazlası
olandı.
arayarak geçen saatler
oyun oynatmayacak kızı
bulana kadardı
ve hayat da
bi oyundan fazlası
olandı.
profesyonel
sabah dokuz akşam beş
sallanırım ben
yeni doğmuş dalgaların dövdüğü
Ege güneşinde yanan
kumlara doğru sallanırım.
arkamda alabildiğine yeşil tepeler
ve yanımda alabildiğine yeşil gözler;
hafiften serin bir rüzgar eser sonra,
yalayarak zayıf saçlarımı.
sallandıkça ben, ileri geri,
kalbim de sallanır
salıncakta.
yağmur kar
bela iş güç dinlemem ama
sallanırım ben
güzel salıncakta
sabah beş
akşam dokuz
salıntıda.
sallanırım ben
yeni doğmuş dalgaların dövdüğü
Ege güneşinde yanan
kumlara doğru sallanırım.
arkamda alabildiğine yeşil tepeler
ve yanımda alabildiğine yeşil gözler;
hafiften serin bir rüzgar eser sonra,
yalayarak zayıf saçlarımı.
sallandıkça ben, ileri geri,
kalbim de sallanır
salıncakta.
yağmur kar
bela iş güç dinlemem ama
sallanırım ben
güzel salıncakta
sabah beş
akşam dokuz
salıntıda.
olmayan ülkenin olmayacak halleri
akmayan ırmaklarda
geceleri birikip
sabahın sıcağıyla ufalanan
toprak misali
paramparça
içi.
hüznü alınmış gözyaşları
ve ertelenmekten bıkmış
şekerli deniz dalgaları gibi
ayrılmak istiyor şimdi;
geceyle beraber uzaklaşıp
doğan güneşten kaçmak.
acılı kırıntılardan geriye kalan
içinde
alabildiğine boşluk.
gitmek ister gidemez,
kalmak ister kalamaz.
geceleri birikip
sabahın sıcağıyla ufalanan
toprak misali
paramparça
içi.
hüznü alınmış gözyaşları
ve ertelenmekten bıkmış
şekerli deniz dalgaları gibi
ayrılmak istiyor şimdi;
geceyle beraber uzaklaşıp
doğan güneşten kaçmak.
acılı kırıntılardan geriye kalan
içinde
alabildiğine boşluk.
gitmek ister gidemez,
kalmak ister kalamaz.
Çarşamba, Şubat 27, 2013
'anortodoks' aşk
arada kavga ederiz ama
çok severim ben onu
kızar bana
guruldar
günlerce ses çıkarmaz
rahatsız eder çevresini
hep kendine mutluluk arar
ama onsuz da edemem
bilir.
benim güzelim
canım göbeğim.
çok severim ben onu
kızar bana
guruldar
günlerce ses çıkarmaz
rahatsız eder çevresini
hep kendine mutluluk arar
ama onsuz da edemem
bilir.
benim güzelim
canım göbeğim.
Salı, Şubat 26, 2013
devamlı şiir
dönüyor dönüyor;
pikapımın eskimiş iğnesi
hoparlörlere öksürerek,
duvarda resimlerin,
kan kırmızısı bir elbisede sen
yüzünde bir gülüş
-- ve dönüyorsun
başım ve zaman
dönüyor
belalar hep (geri)
dönüyor
naparsam yapayım
devr-i daim dünya
dönüyor.
dönüyorum ben de
sensizliğe
gerçekliğe
sert yatağıma
3+1 evlere
yalnızlığın sığmadığı
geniş odalara
dönüyorum.
pikapımın eskimiş iğnesi
hoparlörlere öksürerek,
duvarda resimlerin,
kan kırmızısı bir elbisede sen
yüzünde bir gülüş
-- ve dönüyorsun
başım ve zaman
dönüyor
belalar hep (geri)
dönüyor
naparsam yapayım
devr-i daim dünya
dönüyor.
dönüyorum ben de
sensizliğe
gerçekliğe
sert yatağıma
3+1 evlere
yalnızlığın sığmadığı
geniş odalara
dönüyorum.
Pazar, Şubat 24, 2013
ışıksızlığa
içecek bir şey arıyorsanız
ışıksızlığa için.
size içiren de odur
içmeye bela ettiren de.
sabah sonra yatağınızda
yarı uyannıkken
içeri dalan bir
hü(z)m ışık
hatırlatır size
ışıksızlığı.
olmayacak şeye içilir mi?
demeyin.
olacak şeye içiyorsunuz
da noluyo?
ışıksızlığa için.
size içiren de odur
içmeye bela ettiren de.
sabah sonra yatağınızda
yarı uyannıkken
içeri dalan bir
hü(z)m ışık
hatırlatır size
ışıksızlığı.
olmayacak şeye içilir mi?
demeyin.
olacak şeye içiyorsunuz
da noluyo?
Cumartesi, Şubat 23, 2013
çocuk
karanlık yüzüne
güneş bulaşmış çocuk,
gülmez misin bize
gün yüzünle?
karanlık hayallerine
güneş doğmuş çocuk,
bulmaz mısın kırıklarını
soğuk parkenin üstünde?
karanlık günlerine
gece bulaşmış çocuk,
söylemez misin bize
güzel şiirlerini?
karanlık fantezilerine
güneş batmış çocuk,
küs girer misin sen de
geceleri yatağına?
karanlık piyanosuna
can veren çocuk,
yalar mısın yine
tuşlarını onun?
karanlık fısıltılı sözlerine
parlak düşünceler karışan çocuk,
umut tutar mısın içinde
bir gün korkuların ölür diye?
aptal ve korkak
bilge bir savaşçısın,
çaresiz ve ölü dostuna
biraz umut, biraz can ver.
güneş bulaşmış çocuk,
gülmez misin bize
gün yüzünle?
karanlık hayallerine
güneş doğmuş çocuk,
bulmaz mısın kırıklarını
soğuk parkenin üstünde?
karanlık günlerine
gece bulaşmış çocuk,
söylemez misin bize
güzel şiirlerini?
karanlık fantezilerine
güneş batmış çocuk,
küs girer misin sen de
geceleri yatağına?
karanlık piyanosuna
can veren çocuk,
yalar mısın yine
tuşlarını onun?
karanlık fısıltılı sözlerine
parlak düşünceler karışan çocuk,
umut tutar mısın içinde
bir gün korkuların ölür diye?
aptal ve korkak
bilge bir savaşçısın,
çaresiz ve ölü dostuna
biraz umut, biraz can ver.
bir pembe son
hüzünlü çıkıp giderim ben
sonbaharın son kuşları gibi
çırparım bilinmezliğe
kırık kanatlarımı
doğan güneşle dökülen
şelale misali
umutlarım
çarpıp kayalara yankılanır
gidiyorum işte şimdi
sondan kaçarak
gece treninde bir kaçak
ara beni diye gidiyorum
ama bul diye değil
geçmişi bırakıyorum
ama geleceği değil
sonbaharın son kuşları gibi
çırparım bilinmezliğe
kırık kanatlarımı
doğan güneşle dökülen
şelale misali
umutlarım
çarpıp kayalara yankılanır
gidiyorum işte şimdi
sondan kaçarak
gece treninde bir kaçak
ara beni diye gidiyorum
ama bul diye değil
geçmişi bırakıyorum
ama geleceği değil
Perşembe, Şubat 21, 2013
Nasıl Mı?
Sorma bana öyle
nasıl yaşanacağını.
Ben nereden bilir mişim ki?
Öyle ya da böyle
nefes alacaksın işte,
ama nefes de seni alacak
ve içine giren her molekül
-temiz oksijen veya
ucuz sigaranın dumanı-
sıkılana kadar nefes alacaksın.
Yaşayacaksın ama.
Öyle ki
ha aramışsın bir şeyleri
ha bir şeyler seni aramış,
bulmak önemli olacak.
nasıl yaşanacağını.
Ben nereden bilir mişim ki?
Öyle ya da böyle
nefes alacaksın işte,
ama nefes de seni alacak
ve içine giren her molekül
-temiz oksijen veya
ucuz sigaranın dumanı-
sıkılana kadar nefes alacaksın.
Yaşayacaksın ama.
Öyle ki
ha aramışsın bir şeyleri
ha bir şeyler seni aramış,
bulmak önemli olacak.
Arayış
Biri beni öyle anlayacak ki
içimde nefes alacak
ve dışımda verecek
ısıtarak nefesimi.
Öyle ki
benim önerilerim
sikinde bile ol(a)mayacak,
çünkü beni benden de
önerilerimden de
daha çok bilecek.
içimde nefes alacak
ve dışımda verecek
ısıtarak nefesimi.
Öyle ki
benim önerilerim
sikinde bile ol(a)mayacak,
çünkü beni benden de
önerilerimden de
daha çok bilecek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)