Pazartesi, Mayıs 27, 2013

yapışık

elini omzuma koydu, bi baba gibi. dedi ki:
        "hayatı bi seferde alıcaksın içine kardeşim. öyle hızlı, öyle dolu."

boş bakışları vardı.
ve vücüdunun her yerinde ağırlaşmıştı kanı, artık sadece 
elini omuzlara koyabiliyor
ve dik dururmuş gibi yapıyordu. 

bozuntuya vermedim. içinde yavaş yavaş yanan ve saf bir sakinliğe dönüşen gençliğinin, varlığının, farkındalığın ve deneyimselciliğinin o enerjisini hissediyormuş gibi yaptım.

ağır akan soğuk kanım sıcakmış gibi yaptım.

yıldızlar vardı gökyüzünde, ve hayalimdeki ya da küçükken uyumadan önce gökyüzüne baktığımdaki gibi heyecanla titremiyorlardı yıldızlar bu sefer gökyüzünde. boş bakışlar kadar boş parlıyorlardı ve bir perde gibi çöküyordu üstlerine gece.

görme hislerimizi kaybetmek için o kadar uğraşmamıza inat eder gibi çıkmıştı dolunay. ışığı üzerimize düşüp ne zamandır çaldığını, hatta gerçekten çalıp çalmadığını bilmediğim müzikle dans ediyordu.

tavsiyesini dinledim. bir seferde aldım her şeyi. gerçeği, gözleri, içimi, dışımı. açlığımı da bir seferde aldım, muhtaçlığımı da. 

sonra uzaklarda biri boş boş güldü boş boş bakışlarla boş boş yıldızlarla donatılmış boşluğa. gözleri doğdu sonra ufukta onun, ve ben iki gözünü de yakalamaya çalışırken - ki bunu yapmak çocukluk resimleriyle bile zordu - yeterince hızlı ve dolu olmadığımı anladım.

"sabahın sahibi var."
"ne?"
"sabahın diyorum, sahibi var."
"ha."

tüm varlığıyla eziyordu şimdi bizi gece ve çöküyorduk biz de bataklığına kokusuz ve korkusuzca. kokmuyorduk çürümüş gibi gözüksek de ve korkmuyorduk ezik vücutlarımız aksini iddaa etse de.

içimi çektim. hep böyle olmayacaktı. sonsuzlaşmasını istedim zamanın.
gözleri duruyordu karşımda.
         iki koca göz.
                 zamanın eskitemediği, eskitmeye yeltenmediği
                           bir çift parıltı.

yıldızlar değildi dolunay değildi bilinmezlik değildi gecenin güzelliği. gözlerinin parıltısıydı. onu bir seferde çektim ben de içime uzaklardan.

hızlıydım şimdi. doluydum da.

"yalnızlaşmak."
"ne?"
"bir grupta yalnızlaşmak."
"ha."

yapışıktı her şey. kokular sesler tadlar dokunuşlar görüşler. tüm duyular yapış yapıştı. ayıklamaya çalıştım başta, ama sonra takdir edebildim birlikte güzelliklerini. o zaman da yavaşlamıştım zaten iyice, ve boşalmıştım gecenin boşluğuna.

"yapmalıyım."
"ne?"
"yapılmasını istediğimi yapmalıyım. gerekeni. aradığımı. beklediğimi."
"ha."

Salı, Mayıs 21, 2013

beklenmeyenlerden beklenen beklentiler

"üzgün üzgün
anlamsız şeyler yazıyosun
hani bişey anladığımız da yok
anlaşılmazlığına üzülüyoruz."

dedi içimdeki ses,
dedim ki hakkaten doğru dedin iç ses kardeş

onlar için gelsin bu da:
dünyamız ne kadar güzel di mi? şiir dizisi

----------------------------------------------------------------

I

özlendikçe
özümüze yakınlaşıyo muyuz polis amca?

kimse bana demedi çünkü
'git elini yüzünü yıka
özlen de gel'

varsa yoksa özlüyorum
lavabodan kafamı kaldırınca
birer birer damlayan su taneciklerini
yüzümün ıslaklığını

ve o ıslaklığı umursamayışımı
özlüyorum.

özümseyerek özlüyorum polis amca
güzelliğin varlığını özlüyorum ben

çünkü varken varlığı yok güzelliğin
ve yokken de varlığı bir düş sadece

bir aralar özümsenmiş bir düş.

----------------------------------------------------------------

II

güzellik ne kadar güzel ama
en az dişlerinin arasındaki boşluktan
usul usul geçen hava kadar güzel
sen kocaman gülümserken.

ya da ağlarken mesela
-ki hala ağlamana denk gelmedim
ama eminim hayalimdekinden
daha hayalsidir-

titreyen yanaklarının
yumuşağı kadar güzel.

veya söylemem artık
üfleyerek yüzüne

bir anlığına iki gözünü de
tek gözümle yakalayabilmişken

ikinin bire
birin ikiye

geçişi ne güzel.

----------------------------------------------------------------

III

ne diyodum polis amca?
ha sizin iş de zor yani

ama güzelliklerini görmesini bileceksin.

mesela buralar saat üç gibi
ayakta duramayan insanlarla dolar

ve o insanların sahip oluğu
tek güzel şey
kafaları değildir.

verdikleri savaştır
ve o savaştan kaçıştır
ve o savaşa geri dönüştür

her sabah titreyişleri vardır akıllarında
ve sevgiliyi görünce
içleri boşalan dizleri

gecelerin uzaklarda başka bir galakside
başka bir hayat olduğu anısı vardır
akıllarında.

onları dikelten savaşları
bu geceliğine saat dörde kadar izinlidir

baskısız kavgasız gökyüzüsüz
sadece aşkla durur onlar

ondan dik durmazlar
zorunda değillerdir zaten

ki sabah gelince
en büyük acılarla

onlar dikeleceklerdir
güzel savaşlarına doğru.

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

serebral tornado

kenarları soyulmuş fotoğraflar
ucu körelmiş ustura
kuruyup buruşmasına rağmen içi yumuşak kalmış ekmek
yeni biçilmiş çimlerin kokusu
kaldırım taşlarına itinayla teker teker basan takıntılı güzel kız

ve şiirlere yazılmayı bekleyen
sabırsız imgeler.

şiirlere güzel imgeler yazmayı
ve güzel imgeleri güzel imgelerle yazmayı
bekleyen ben
ve sabırsız beynim.

sonra da işte
yazıp kurtuluyorum yüklerinden

ve devam ediyorum hayalime
hayaline
hayale.