denizden göğe ulaşan
ve mavisiyle yeşiline
kum karışan
tatlı bir evde
ve batan güneşle
kokularını toprağa yeni yeni salan
boynu eğik utangaç
çileklerin içinden
derisi tuzla kaplanmış
giz çağırır
beni
bu beton apartmanın
beton odalarında
beton dünyaya
uyandığımda
Pazar, Mart 31, 2013
Pazartesi, Mart 25, 2013
menderes
bir sağa
bir sola
sonra tekrar sağa
yapıştırır da durur.
tüm birikimlerim
tüm kalanlar
içimde bir yerlerde
orada burada
dışarı vurulur.
bir sola
sonra tekrar sağa
yapıştırır da durur.
tüm birikimlerim
tüm kalanlar
içimde bir yerlerde
orada burada
dışarı vurulur.
çağrı
gelmemekte direten baharın
akşam geç olmuşken
ve yatağım
hala beni ararken
karanlığın orta yerinde
müjdeci rüzgarları esip de
okşarken
çimlerin başlarını
başta iyi ki geldi dedirtip de
sonra durmasını
bir türlü bilemeyen
yaz yağmurları gibi
akşam geç olmuşken
ve yatağım
hala beni ararken
karanlığın orta yerinde
çök üstüme.
Pazar, Mart 24, 2013
F tipi şiir
soğuk cansız betonu
yalayarak eserdi
soğuk cansız rüzgar
ve uzaklardaki
umudu vaat
ederdi güneş;
parlardı ama ısıtmazdı.
soğuk cansız suratlar
göz göze gelirdi
soğuk cansız hayallerle
ve hala atmaya
devam ederdi
kalpleri;
yaşadıklarınaysa
bin şahit.
sarı da bir çiçek bitmişti
tel örgülerin
çimenin yeşiliyle buluştuğu
yerde, ve türküsünü
söylerdi çiçek
unutulmuş aşkların
ve unutlumayan acıların.
yalayarak eserdi
soğuk cansız rüzgar
ve uzaklardaki
umudu vaat
ederdi güneş;
parlardı ama ısıtmazdı.
soğuk cansız suratlar
göz göze gelirdi
soğuk cansız hayallerle
ve hala atmaya
devam ederdi
kalpleri;
yaşadıklarınaysa
bin şahit.
sarı da bir çiçek bitmişti
tel örgülerin
çimenin yeşiliyle buluştuğu
yerde, ve türküsünü
söylerdi çiçek
unutulmuş aşkların
ve unutlumayan acıların.
Çarşamba, Mart 20, 2013
hayat/ı/i nedenle(me)
izin istiyordum ben ondan
sevmek için
ve tıpkı
baharın geldiğini sanıp
yeni yeşeren
çimlerin arasından sivrilip
kokusuyla
duruşuyla
büyü(le)yen sarı bir
çiçek gibi
(s)ondan kaçıyordum.
...
ölüm
her şekliyle güzeldir
bir defa gelince
ve yalancı bahara
düşünce kış
boynu büküldü
güneş sarısı parlayan
çiçeğin.
şimdi
sıcak toprak yatağına
sıcak toprak yatağına
uzanır çiçek
eski sarısını hatırlayıp
gülümseyerek.
Salı, Mart 19, 2013
napıyosun
-- kendini bilen özel birilerine --
yapmak
ve yapmamak
arasındaki kayıp çizgide
yuvarlanıp giden hayatımı
izliyorum.
savrulmak
sorun değil artık
sonuç sadece
ve ben
sonuçların karşısında
bekliyorum.
öyle normal
takılıyorum.
Cumartesi, Mart 16, 2013
asfalt şarkısı/gri
aceleyle geçen arabalar
bilmez ama
asfalt da yumuşaktır
daha yumuşak hatta
lastik tekerlerden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun
ellerinden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun geldiği
annenin
meme uçlarından
daha yumuşaktır
asfalt.
tüm gücüyle parlayan
temmuz güneşi
bilmeyebilir
ama asfaltın grisi
daha renklidir
dumanlı göklerinden
istanbulun
ve artık parlamayan gözlerinden
sevgilinin.
adam olurum
(oluyorum da
herhalde)
asfalt gibi
ol(a)mam.
bilmez ama
asfalt da yumuşaktır
daha yumuşak hatta
lastik tekerlerden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun
ellerinden
lastik tekerlerin geldiği
fabrikadaki çocuğun geldiği
annenin
meme uçlarından
daha yumuşaktır
asfalt.
tüm gücüyle parlayan
temmuz güneşi
bilmeyebilir
ama asfaltın grisi
daha renklidir
dumanlı göklerinden
istanbulun
ve artık parlamayan gözlerinden
sevgilinin.
adam olurum
(oluyorum da
herhalde)
asfalt gibi
ol(a)mam.
yokluk türküsü
aşıkların gizlice buluştuğu
eski çınarın
üstüne kazınmış
güzel kelimelerin hikayesini
anlatır
yokluk türküsü
'bulunamayan da
aranmayan da
parçasıdır.'
en iyi bulutlar bilir
güneşin parçaladığı
sahte bahar günlerinde,
ve en güzel analar
mırıldanır
gözlerinde yaşlarla
(evlatlarını getirmeyen)
toprağa doğru.
'bulunabilse de
aranabilse de
parçasıdır hala.'
kağıtlarımın sonunda
ve dağınık zihnimin
diplerindedir
aşk.
üstü çizili
gizlenir
aranır
bulunmaz.
'buldurmaz
aratmaz
parçandır.'
eski çınarın
üstüne kazınmış
güzel kelimelerin hikayesini
anlatır
yokluk türküsü
'bulunamayan da
aranmayan da
parçasıdır.'
en iyi bulutlar bilir
güneşin parçaladığı
sahte bahar günlerinde,
ve en güzel analar
mırıldanır
gözlerinde yaşlarla
(evlatlarını getirmeyen)
toprağa doğru.
'bulunabilse de
aranabilse de
parçasıdır hala.'
kağıtlarımın sonunda
ve dağınık zihnimin
diplerindedir
gizlenir
aranır
bulunmaz.
'buldurmaz
aratmaz
parçandır.'
Çarşamba, Mart 13, 2013
Eller, Bacaklar, Başlıksızlık Kompleksi
hayat bu kadar iyi şiir yapınca
şiir yapmayı kestim ben de.
ama bu savaşta bu aşkta
ve bakışlarında
ve kaçışında
ve kovalayışında
bu kadar şiir varken
ve ben
her sabah
koca bir ağacın
yorgun dallarının arasından
cılızca parlayan
ışık hüzmelerini izlerken
ve geçmeyi kesmezken
ama gelmeye yeltenmezken
zaman
ve kitaplar
raflar
sandalyeler
gökyüzü
bu kadar
şiirle doluyken
ben şiir yapamıyorum.
olsa olsa
şiirden şiire yaşıyorum hayatı
ve arada aklımda
üç beş bi şey kalıyo
e onları da yazıyorum
adı da şiir oluyo
şiir yapmayı kestim ben de.
ama bu savaşta bu aşkta
ve bakışlarında
ve kaçışında
ve kovalayışında
bu kadar şiir varken
ve ben
her sabah
koca bir ağacın
yorgun dallarının arasından
cılızca parlayan
ışık hüzmelerini izlerken
ve geçmeyi kesmezken
ama gelmeye yeltenmezken
zaman
ve kitaplar
raflar
sandalyeler
gökyüzü
bu kadar
şiirle doluyken
ben şiir yapamıyorum.
olsa olsa
şiirden şiire yaşıyorum hayatı
ve arada aklımda
üç beş bi şey kalıyo
e onları da yazıyorum
adı da şiir oluyo
cam fanusun fazları
üstüne üstüne gelir
birer birer
aldırmadan dinlemeden.
sarsılmış hayatlar,
"izleniyoruz, biliyorum;
ama kimsecikler de bir şey
yapmıyo ki."
küresel kavgalar,
camdan çığlıklar,
-- ve sessiz evlerin yalnız çatılarına
birer birer geliyorlar
üstüne üstüne.
birer birer
aldırmadan dinlemeden.
sarsılmış hayatlar,
"izleniyoruz, biliyorum;
ama kimsecikler de bir şey
yapmıyo ki."
küresel kavgalar,
camdan çığlıklar,
-- ve sessiz evlerin yalnız çatılarına
birer birer geliyorlar
üstüne üstüne.
Pazar, Mart 10, 2013
Palyaço XLII
seviştikçe eksiliyoruz
ve sonra yine sevişiyoruz
çünkü eksilmek de eksiltiyor bizi
ve eksiliyoruz ıslak çarşaflara
bir zamanlar lavanta kokan
beyaz yastıklara eksiliyoruz
ve akıp giden zamana karışan
tutkularımıza eksiliyoruz
belini kavrayan güçsüz bi el
benimki
en az belin kadar kırılgan.
ve saçlarımdan tutan
canlı bir el
seninki
damarlarımda akan.
günışığında karanlık
ve yavaşça yok olan ay.
uyanmak istemez kimse
uykuya dalmazsa
eksilene kadar
sevişmek varken.
ve sonra yine sevişiyoruz
çünkü eksilmek de eksiltiyor bizi
ve eksiliyoruz ıslak çarşaflara
bir zamanlar lavanta kokan
beyaz yastıklara eksiliyoruz
ve akıp giden zamana karışan
tutkularımıza eksiliyoruz
belini kavrayan güçsüz bi el
benimki
en az belin kadar kırılgan.
ve saçlarımdan tutan
canlı bir el
seninki
damarlarımda akan.
günışığında karanlık
ve yavaşça yok olan ay.
uyanmak istemez kimse
uykuya dalmazsa
eksilene kadar
sevişmek varken.
Pazartesi, Mart 04, 2013
keşif.
oyun oynayacak kız
arayarak geçen saatler
oyun oynatmayacak kızı
bulana kadardı
ve hayat da
bi oyundan fazlası
olandı.
arayarak geçen saatler
oyun oynatmayacak kızı
bulana kadardı
ve hayat da
bi oyundan fazlası
olandı.
profesyonel
sabah dokuz akşam beş
sallanırım ben
yeni doğmuş dalgaların dövdüğü
Ege güneşinde yanan
kumlara doğru sallanırım.
arkamda alabildiğine yeşil tepeler
ve yanımda alabildiğine yeşil gözler;
hafiften serin bir rüzgar eser sonra,
yalayarak zayıf saçlarımı.
sallandıkça ben, ileri geri,
kalbim de sallanır
salıncakta.
yağmur kar
bela iş güç dinlemem ama
sallanırım ben
güzel salıncakta
sabah beş
akşam dokuz
salıntıda.
sallanırım ben
yeni doğmuş dalgaların dövdüğü
Ege güneşinde yanan
kumlara doğru sallanırım.
arkamda alabildiğine yeşil tepeler
ve yanımda alabildiğine yeşil gözler;
hafiften serin bir rüzgar eser sonra,
yalayarak zayıf saçlarımı.
sallandıkça ben, ileri geri,
kalbim de sallanır
salıncakta.
yağmur kar
bela iş güç dinlemem ama
sallanırım ben
güzel salıncakta
sabah beş
akşam dokuz
salıntıda.
olmayan ülkenin olmayacak halleri
akmayan ırmaklarda
geceleri birikip
sabahın sıcağıyla ufalanan
toprak misali
paramparça
içi.
hüznü alınmış gözyaşları
ve ertelenmekten bıkmış
şekerli deniz dalgaları gibi
ayrılmak istiyor şimdi;
geceyle beraber uzaklaşıp
doğan güneşten kaçmak.
acılı kırıntılardan geriye kalan
içinde
alabildiğine boşluk.
gitmek ister gidemez,
kalmak ister kalamaz.
geceleri birikip
sabahın sıcağıyla ufalanan
toprak misali
paramparça
içi.
hüznü alınmış gözyaşları
ve ertelenmekten bıkmış
şekerli deniz dalgaları gibi
ayrılmak istiyor şimdi;
geceyle beraber uzaklaşıp
doğan güneşten kaçmak.
acılı kırıntılardan geriye kalan
içinde
alabildiğine boşluk.
gitmek ister gidemez,
kalmak ister kalamaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)