insanlar ateşten çok sıkılmışlar
mağaralardan ve bitmeyen avlardan
nehirlere imparatorluklar kurmuşlar
bir yanı dicle öbür yanı fırat
mağaralardan ve bitmeyen avlardan
duvara resimler yapmışlar aşkı anlatamayan
bir yanı dicle öbür yanı fırat
duygularını körfezlere akıtmışlar
duvara resimler yapmışlar aşkı anlatamayan
tanrılar bulmuşlar aşksızlığa çöllerde
duygularını körfezlere akıtmışlar
geri kalanları da tanrılarına saklanmışlar
tanrılar bulmuşlar aşksızlığa çöllerde
ta ki bir oğlan bir kıza vurulana dek
geri kalanları da tanrılarına saklanmışlar
kızla oğlanın nehir dansını izleyerek
ta ki bir oğlan bir kıza vurulana dek
bitmeyen avlara muhtaçmışlar
kızla oğlanın nehir dansını izleyerek
çocuklarının adlarına nehir demişler
bitmeyen avlara muhtaçmışlar
insanlar ateşten çok sıkılmışlar
çocuklarının adlarına nehir demişler
nehirlere imparatorluklar kurmuşlar
Pazartesi, Ocak 20, 2014
Salı, Ocak 07, 2014
Duşta Dişlerini Fırçalayan Gerçek Aşıklar İçin Bir İstanbul Şiiri
canı mesela çok sıkılır ya güzel bir kadının hani
boynunu öne eğip de saçlarının ardından gülebilen güzel zeki kadının
öğlene kadar uyanmasın diye güneşin penceresinden kaçtığı kadının
gözkapaklarının altına nergis kokuları sürülmüş güzel zeki kadının
her ziyaretinde hani elbisesini çıkarıp yüzükoyun yatsa yatağına
sırtına nasıl dokunmaya kıyamayacağın o kadının
uyuyana kadar yıldızlara bakıp
yenilince rüyalara yıldızların izlediği kadının
o da bazen penceresine tırnaklanır ya hani
dudakları kurumuştur tarçın kokularından
yüzünü ekşitmenin güzelliğinde kaybolmuştur şimdi
sonra balkona fırlamıştır ya
hava abayanmıştır
bileklerinin metale değdiği yerde damarı
sen de istersin ya akmak içine
canın mesela çok sıkılır ya yalnız bir akşamüzeri hani
şehre bakarsın güzel zeki kadınların şehrine
balkonlarının alabildiğine havayla dolduğu
işte sen de bu şehirdensin ya hani
o da
işte gece çöker ya akşamsızlığa
ıslanırsın
mermerin topuğa değdiği yerde ölüm.
boynunu öne eğip de saçlarının ardından gülebilen güzel zeki kadının
öğlene kadar uyanmasın diye güneşin penceresinden kaçtığı kadının
gözkapaklarının altına nergis kokuları sürülmüş güzel zeki kadının
her ziyaretinde hani elbisesini çıkarıp yüzükoyun yatsa yatağına
sırtına nasıl dokunmaya kıyamayacağın o kadının
uyuyana kadar yıldızlara bakıp
yenilince rüyalara yıldızların izlediği kadının
o da bazen penceresine tırnaklanır ya hani
dudakları kurumuştur tarçın kokularından
yüzünü ekşitmenin güzelliğinde kaybolmuştur şimdi
sonra balkona fırlamıştır ya
hava abayanmıştır
bileklerinin metale değdiği yerde damarı
sen de istersin ya akmak içine
canın mesela çok sıkılır ya yalnız bir akşamüzeri hani
şehre bakarsın güzel zeki kadınların şehrine
balkonlarının alabildiğine havayla dolduğu
işte sen de bu şehirdensin ya hani
o da
işte gece çöker ya akşamsızlığa
ıslanırsın
mermerin topuğa değdiği yerde ölüm.
Pazar, Ocak 05, 2014
Şitâ'ül Hilekâr veya Glif IV
senden öncesini biliyorum
sensizliği
ben mesela
Afrika'yı bilmem
savannayı, annemi
kelebekler niye yerden yukarı uçarlar bilmem
ayçiçekleri gece nereye bakar
diyorum ama sana sorunlar sorunlarımız
senin ellerinde sorunlarımız
bende sorunlarımız
ve sende değil
ve sende olsaydı sorunlarımız
işte o zaman ellerinde de olmazdı
insanlığın hatası da buydu ya
yılsonu yerine yılbaşını kutlamaktı
sen diyorum senin diyorum hatıraların
yaşlı şairleri genç dizeleri
genç şarkıların yaşlı tonları
hepsi bende hâlâ
ben tutarım onları yıldızlarda penceremden
ben yollarım gece yıldızları yatağına
tüm yarımadanın şarap kokuları güneşe doğru eser
saçlarına
saçların ne güzel sorunsuz
beklentiler vardı
utangaçlık gurur
bacaklar
ıslaklık vardı dokunulmayan
dokunulmayan yerlerin vardı
hep başkalarının dokunduğu günlerin
kimseye ödünç verme istedim öpücüklerini
ya da en azından
bana başka öpücüklerden ver
uzak diyarlardan gelen güneş ışıklarıyla aydınlanmış
alt dudağın titrerken soğukta mesela
çatlaklarından çağır beni
ama
düşünce bu
o zaman anlaşılıyor ancak
ama
sen damla değilsin ki
izleyeyim pencerelerden akıp gidişini
sonrası.
sensizliği
ben mesela
Afrika'yı bilmem
savannayı, annemi
kelebekler niye yerden yukarı uçarlar bilmem
ayçiçekleri gece nereye bakar
diyorum ama sana sorunlar sorunlarımız
senin ellerinde sorunlarımız
bende sorunlarımız
ve sende değil
ve sende olsaydı sorunlarımız
işte o zaman ellerinde de olmazdı
insanlığın hatası da buydu ya
yılsonu yerine yılbaşını kutlamaktı
sen diyorum senin diyorum hatıraların
yaşlı şairleri genç dizeleri
genç şarkıların yaşlı tonları
hepsi bende hâlâ
ben tutarım onları yıldızlarda penceremden
ben yollarım gece yıldızları yatağına
tüm yarımadanın şarap kokuları güneşe doğru eser
saçlarına
saçların ne güzel sorunsuz
beklentiler vardı
utangaçlık gurur
bacaklar
ıslaklık vardı dokunulmayan
dokunulmayan yerlerin vardı
hep başkalarının dokunduğu günlerin
kimseye ödünç verme istedim öpücüklerini
ya da en azından
bana başka öpücüklerden ver
uzak diyarlardan gelen güneş ışıklarıyla aydınlanmış
alt dudağın titrerken soğukta mesela
çatlaklarından çağır beni
ama
düşünce bu
o zaman anlaşılıyor ancak
ama
sen damla değilsin ki
izleyeyim pencerelerden akıp gidişini
sonrası.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)