Perşembe, Kasım 28, 2013

yanılsa(pta)ma


mesele hiçbir zaman
yüzmek değildi zaten

mesele kıyıya inmekti
kırk yıl sonra kıyıya inişleri hatırlamak
kırk yıl sonra şarabın tadının değişmemesi
kırk yıl sonra kum tanelerinden kadehler yapıp
                                    doldurup içmek dokunuşları
                                                     koklamak gülüşleri

kırk yıl sonra
     kumsaati akmışken defalarca
          her akşam aynı şekilde akmak yataklara

kırk yıl boyunca bir dansın parçası olmak

iki dudaklık nefes için
saatlerce dans edenler gibi

kırk yıl sonra gecenin karanlığına alışamamak
kırk yıl sonra sabahı beklerken
     (ve yine umarken gelmemesini)
          perdelerin altını izlemek

kırk yıl sonra kırkyılları düşünmek

mesele kıyıydı yoksa
yüzmek falan değil

bir de
kıyının meselesi olabilmekti.

Baraka Yangın Yeri

yazların birincisinde konuştuk

birilerinden biri yüzmek dedi
deniz dedi berrak suratım gibi
ve sen de at kulaçlarını ışığa dedi
zaten deniz ışık hüzmü gibi

kum da varmış sıcak da varmış
yangınlı geceleri ve serin sabahları
ölmeyi bekleyen çatıları varmış
ağlamaya üşenen sus pus çocukları

yazların ikincisinde bekledik

biri değildik artık çoğuyduk
çoklarımız düşündük aynı düzlüğe
göklerde yüzmeye koyulduk
ben yalnızdım ama çoktaydım yine

yazların üçüncüsünde yandık

yazın ortasıydı sıcaktı serindi
alnım yanıyordu içim biliyordu
salıntıdaydı yazın yeriydi
ben bakmıyordum içim dinliyordu

yazların dördüncüsüne baktık

bakma boşuna denizi dinleme
sesinde kavga yok içinde ateş izi
bir bavula çokları giremeyince
sessizce ölür baraka yangın yeri

bir çocuğun gözlerinde hüzün
bir diğerinin dudaklarında veda:
"Baraka kurudur şimdi,
  bahçesinde ot bitmez."

Salı, Kasım 19, 2013

yolculuk

"sokaklar artık eskimek unutulmak için çok kalabalık"
dedim "sokakları yalnızlaştırmak lazım
yalnız sokaklara saklanmamız lazım"
sokaklar benim buradan ve
şuradan da senin

yine sokaklarındayız yarımadamızın en kuytu yerlerinden
"sen" dedi "girmek ister misin yine oraya kadar"
senle girmeyeceksem kimle girecektim
"sokaklardan çekinmek yanlış
yanlışımdan kopar beni"

"bu sokak mı eskidi yoksa ben mi eskidim" dedim
haritam suratıydı dudaklarıydı pusulam
"kaybolayım" dedim beline arsızca
biraz da kalçalarına varayım
kıvrılan yollara kıvrılalım

yaşlı bir kedi izlerdi arada sessiz çekingen
o bir kedinin en insan haliydi bazen
dedim ki "sen kedilerin güzelisin"
ve mesela kızarım ben kedilere
ama küs giremem yatağa

"ben" dedi "adresleri sormadan bulmayı seviyorum
tıpkı seni bulduğum gibi"
bittim
bittim ama tükenmedim
tükenmek için çok gençtik çünkü
ve daha tüketecek ne sokaklarımız vardı bilirsin

Cumartesi, Kasım 02, 2013

doğunum

ağlayarak geldin
bir yanın gizli biri açık,
mesela üç kilo mesela üç buçuk.
domates olsaydın kapalı Kasım günlerinde
belki on lira ederdin;
ama bir buçuğa gittiğin de olurdu
kilosu elli kuruştan

güneş gibi ay gibi yıldız gibi
yükseldin karanlığın ufkundan;
ağlayarak geldin.

yükseldikçe aldın, yedin, büyüdün,
bazen kilo da kaybettin
ama hiç üç kilo değildin,
ya da mesela üç buçuk.
olamazdın da --

gözlerine doldu hüzünler ve belirsiz aşkların
sonu belli cismi belirsiz aşkların
ve belki biri dokundu sana
sen de geri dokundun
dokunuştunuz karanlığın ufkunda
eller elledi elleri

ve siz,
(siz olmuştunuz şimdi
ve size sen demem ayıp olur çünki)
sandınız ki hafiflediniz
mesela üç kiloya mesela üç buçuğa
ama hep dokunulmazdı bilirdiniz.
dokunamayana kadar dokundunuz.

anlamadın:
dokunmadan hissettirmeyi,
ya da mesela anlatamadın,
yahut buydu işte cisimsiz aşkın --
dokunmadan hissettirip dokunulmadan hissetmek.

ama işte sen nehir boylarındaki kadınlar gibi
ya da elli yaşındaki beton heykeller
veya gözü sabunluyken ağlayan bir oğul gibi mesela
sessizlik ve ağlamak arasına çöktün
olmakla oldurmamak arasına
tüm ağırlığınla

üryan geldin ve üryan gideceksin
hatta belki de ağlayarak gideceksin
karanlığın ufkuna doğru,
ama çürüdüğünde ağır gözlerin ve ellerin
seyreldiğinde aşkların hissizliğe
o zaman bile, sonsuz uykunda
üç kilo olamayacaksın
ya da mesela üç buçuk.