Cumartesi, Kasım 02, 2013

doğunum

ağlayarak geldin
bir yanın gizli biri açık,
mesela üç kilo mesela üç buçuk.
domates olsaydın kapalı Kasım günlerinde
belki on lira ederdin;
ama bir buçuğa gittiğin de olurdu
kilosu elli kuruştan

güneş gibi ay gibi yıldız gibi
yükseldin karanlığın ufkundan;
ağlayarak geldin.

yükseldikçe aldın, yedin, büyüdün,
bazen kilo da kaybettin
ama hiç üç kilo değildin,
ya da mesela üç buçuk.
olamazdın da --

gözlerine doldu hüzünler ve belirsiz aşkların
sonu belli cismi belirsiz aşkların
ve belki biri dokundu sana
sen de geri dokundun
dokunuştunuz karanlığın ufkunda
eller elledi elleri

ve siz,
(siz olmuştunuz şimdi
ve size sen demem ayıp olur çünki)
sandınız ki hafiflediniz
mesela üç kiloya mesela üç buçuğa
ama hep dokunulmazdı bilirdiniz.
dokunamayana kadar dokundunuz.

anlamadın:
dokunmadan hissettirmeyi,
ya da mesela anlatamadın,
yahut buydu işte cisimsiz aşkın --
dokunmadan hissettirip dokunulmadan hissetmek.

ama işte sen nehir boylarındaki kadınlar gibi
ya da elli yaşındaki beton heykeller
veya gözü sabunluyken ağlayan bir oğul gibi mesela
sessizlik ve ağlamak arasına çöktün
olmakla oldurmamak arasına
tüm ağırlığınla

üryan geldin ve üryan gideceksin
hatta belki de ağlayarak gideceksin
karanlığın ufkuna doğru,
ama çürüdüğünde ağır gözlerin ve ellerin
seyreldiğinde aşkların hissizliğe
o zaman bile, sonsuz uykunda
üç kilo olamayacaksın
ya da mesela üç buçuk.