Çarşamba, Ekim 30, 2013

müdevvenat

kendini bilen birçoklarına

I

dertsizliğiydi
en büyük derdi
ve kafasını pek kurcalayan yoktu

bu öğlen tavuk mu et mi yese?
herhalde ona sorsalar
yemeğini kendi bulsun

büyütsün öldürsün pişirsin
isterdi
ama kimse ona sormuyordu şu sıralar

herhalde o da ondan
uyanamıyordu sabahlara
gecenin üzerine terlediği ıslak sabahlara

----------------------------------------------------

II

bir akşam bindikleri
kalabalık sessiz bir şeyde
durmayacakları bir durak vardı.

sadece yeterince dikkatli olurlarsa
geçerken yakalayacakları bir durak.
yanından geçen hayata

usulca ağlayan durak
ama ben anlamıştım
ne aşklar vardı orada

ne ayrılıklar
ve ne hüzün vardı çeşmede
gecenin umarsızlığına ağlayan

----------------------------------------------------

III

gündüzleri uğradığın
kafanı gömdüğün
dolapların vardı

gereksizlerini sakladığın.
kimileri birileri
en gerekeni bırakmıştı

boşluğuna
başka birinin penceresiydin artık
havanın soğumasını bekleyerek

baktığı erken Kasım günleri
ve belki yine pencerem olacaktın
hava gerçekten soğuyunca

----------------------------------------------------

IV

ben son kez
yazıyorum size
(bugünlük tabii)

son kez dansımdı
son kez gülüşüm
son kez çiçekli kanepelerde

uykulara dalışım
son kez kendimi
uzaklarda bir ülkede hayal edişim

son kez bu havaya
buna
aşık oluşum

----------------------------------------------------

V

kendilerini bilmeyenler
bulamayanlar
üzülmeyiniz

ben de çok pişmanım yazdığıma
                    en çok da pişmanım
                            yazamadığıma

Çarşamba, Ekim 23, 2013

palamutbükü veya bir yaz gecesi gözlemleri

yaz geldi. iki gündür camımda yağmur bana ninni söylüyor.

uyumaya yakınım günlerdir. uykuya hiç olmadığım kadar yaklaşıyorum hep, yakınlığımın da farkındayım; ama bir türlü yakalayamıyorum rüyaların gerçekliğini.

ne zaman vücudumun her yerinde uykumun farkında olsam, sabah kalktığımda hatırlayabilmek için her şey çok hayal meyal oluyor.

sabah kalkmak demişken, sabah kalktığım falan da yok tabi. öğlen ya yumurta ya tereyağı kokusuna uyanıyorum böyle olunca. şikayetçi olan yok ama.

bir gece boyunca uykuya bu kadar yakın olmanın bir güzelliği de seslerin kokuları olması.

ıslak kokuyor gecenin kedileri.
rakı kokuyor neşet ertaşın sesi.
kokluyorum.

hoşgeldin yaz.

Cuma, Ekim 18, 2013

üç kardeşin hikayesi

sanrı
bir zamanlar tanrı imiş
                     kendince.

kuruntu
gerçekliğin ıslaklığında
            çözünene kadar
                    ıslaksızlığı-
                        ndan öd-
                                 ün
vermemiş.

hezeyan
yuvarlanır dururmuş
 hayâli yükseklerden
     hakîki düzlüklere
        aldığı her darbe
                  bir küçük heyelan
                       varlığı büyük bir yalan.

bulutsuz göklerde
bulutlu zihinlerde
dolaşır şimdi üç kardeş
   uçuşur
      karışır
         kaçışır
            sevişir
                      isteksizliklerle.

unutmayın
boş günleriniz
bazen uçar giderken
ve ölüm bir çözümken
ve düz yazı duygusalken
ve aşk uygulanabilir değilken
                    üç kardeşten sakının.

Perşembe, Ekim 17, 2013

Turgut Efendi Asılmaya Götürülmeden Önce Bülbülün Söylediğidir

"bilsem konmazdım"

bulutludur güneşsizdir serindir öğlen istanbulda
ve bir kadın ağlar öğlene sessiz sıcak
sorar neden? nasıl? niye?
yalnız bir kadın ağlar öğlene
usul usul ağlar kadın öğlene
kimse yoktur şimdi sokakları dolaşacak
kimse yoktur şimdi kahveyi yoklayacak
kimse yoktur şimdi kadını okşayacak
teselli de güneş de Turgut Efendi de terk etmiştir öğleni

kadının kızdığıdır: "ağlar dünya
                                 yok olur dünya
                                 ben dünyayı yokladım onu sakladım
                                 tek lafın bilsem konmazdım"

bülbülün yakardığıdır:
"e ne deseydim
cik cik mi deseydim
süslerim istanbulu öğlen vakti
sessiz istanbulu öğlen vakti
ve sussam ötsem izlesem masumum
ama özür diledim ben
bilemedim
bilemediğimden özür diledim ben"

uçar gider bülbül
bulutlu güneşsiz serin istanbul göğüne
kimse yoktur şimdi sokakları izleyecek

kadının pencereleri vardı hepsi bir bir kapandı
bin pencereli bir kaleydi pencereleri kapandı
her pencereden bir damla göz yaşı geldi
bin pencereden bin damla göz yaşı geldi

gökte arar herkes cevabı
ama bu kadarı Turgut Efendi'nin mezar taşında yazandır:
"Neden kondun a bülbül
Kapımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya"

Pazar, Ekim 13, 2013

sonunda

önce sessizliğin parçası olmuş
asırlık uğultu duyulacaktı
haykırışlarımızda

her şeyin bittiği
ve onun öldüğündeydik şimdi

yasa boğuldu
dava, adalet, vicdan
boğuldu

boğuldu günlük umursamazlığımız
ve yüzlerimize itinayla boyadığımız hislerimiz
ve yüreklerimize itinayla sıkıştırdığımız hislerimiz
ve içsel çatışmalarımız

her şey herkes beraber boğuldu
bağlılıklarına özgürlüklerine
arayışlarına boğuldu

"sonunda" dedi biri
"sonunda biz de
yokuz."

Pazartesi, Ekim 07, 2013

isteksellik

ölünce gidecek yeri
yok mudur geçmişin

cenazesini kaldırdıktan sonra
cenaze suratlarımızla
biz yine gideriz haftasonları sahil kenarlarına
cenaze suratlarımız kalıcıymış gibi yaparız
çünkü cenaze suratlarımız kalıcı olmasaymış
cenaze suratı takınmanın ne anlamı varmış?

cenaze suratlıyken yine
sahili koklayabilecek kadar yakın
göremeyecek kadar uzak
hissedecek kadar içinde
tanımayacak kadar dışında
iken

-geçen geceyi gündüzü diyorum-

anladım ki geçmiş zaten gidecek yer
bulamadığından
geçmiş

ve nefes almayı kesmezmiş geçmiş
ama öldüğüne inanana kadar
cenaze suratı takınırsak
öldüğüne hepimiz
inanıverirmişiz

o zaman da zaten
sahilde olmak çok daha kolay olurmuş
beraber veya ayrı.

Cumartesi, Ekim 05, 2013

madrabaz'la yüzleşme

merhaba.
merhaba.

havalar da soğudu iyice
di mi?
birden bi de --
kış geldi güzü göremeden.
evet evet,
çok doğru diyorsun
ne kadar da güzel diyorsun
doğru dediklerini.

duymak istediklerini mi diyorum?
duymak istediklerin var mı? demek istediğim var mı?
bilmem.

bazen şaşırıyorum boşluğuna
kaldıramamana taşıyamamana
bazen de atlıyorum boşluğuna

birinden birini sürekli yapsan zaten
güzel olmazsın. ama
ikisi arasında gidip gelsen
sana güzel olmaz.  -- sus,
sıcakla soğuk karışmadı hala birbirlerine
kollarımız ve bakışlarımız karışmadı

kötü şiirlerin ve kötü sesin
hiçbir şeyi kesemedi hala,
kestiremedi, ve sen
ve sen hala her sabah
öyle geçedurursun
sabah geçmese bile
geçedurursun.

e peki akşamlar?
akşamlar dursun diye sabah geçerim ben
akşamlar sende durur, ben varamam.

susalım mı biz? susmamız güzel.
susmamız çok güzel.

madrabaz'ın rüyası

görüyorum ben hayalleri
göremediğim her gerçek surat için
gerçekten gerçek bir hayal görüyorum ben

ve sen uğrarsın belki her hafta
ama arasında göremiyorum
gördüğünü göremiyorum

başımı çevirmeyegöreyim
kayboluyorsun

oysa satmam ki ben
seni sürekli yakalarsam bana bakarken
yakalayamadığım kadarını
satıyorum.

gölgelerden fırladığın oluyor arada
gölgelere kayboluşun
pencerelerden akışın
gökten düşüşün

dağlara çıkalım
ve atlayalım
ama sen atlamazsın
öyle izlersin

ve tırmanınca bulurum ben yine
sensizliği
satarım yine

çünkü sen öğrettin bana
ve ben bilirim
senin bilinmezliğini.

madrabaz

satardın aşklarını taze taze
çürümüş gecenin ışığında

her aşk başına iki gülümseme kâr etsen
yol parası çıkardı
ve eve götürecek
biraz ekmeğin de olurdu

hoş, satamadığın aşklarını
eve götür getir
bir gece bir alan bulunur

sende bu
göz varken.