Pazartesi, Eylül 08, 2014

Vergi II ya da İlân-ı Aşk


Belki geceleri uyuyamamak gibi
Belki yıldızları düşünmek pencerenden
Belki penceren gibi senle dünya arasında
Belki karnın gibi bir pencere benden sana
Belki karnın gibi ovalar gibi
Belki karnından bükülen kokular gibi
Belki ev gibi kokun gibi --
   eve gitmek isteyen bir karınca gibi
      küçük siyah bir karınca gibi
         omzundan sana yükselen
Belki ensende saçlarına dolaşması gibi
Belki saçların gibi deniz gibi
Belki tanrının denizleri yaratırken sana bakması gibi
Belki sana öyle bakmak istemem
Belki tanrıları kıskanmam gibi
Belki tanrıları düşündürmen gibi
Belki şeftali gibi karnın dudakların
Belki şeftali yiyen bir kadın gibi
Belki cesaretimiz gibi bir zamanlar gibi
Belki saçlarına gömülmek ya da toprağa
Belki ölmek gibi usulca.

Cumartesi, Mayıs 24, 2014

Vincent de Paul İçin Gözyaşları


Nancy Boyd'a

çiçekleri açınca gözlerinin
ve bahar gelince
3+1 evlerin yalnızlığına
ve soğuyunca
geçmiş

ve benim yalnızlığımda
gecenin üçleri
kanepemde uyuyakaldığında
bilerek
ve elbisen bir parçan değilken
ve saçların
tırnaklarının arasını dolduruyorken

ve ben güllerin kokusunu
ve Edna'ya dua etmeyi
yeni öğreniyorken

ve ihanet artık bir sevgi eylemi
ihtiras ve tutku birken

ve sen hâlâ dudaklarının
ve dudaklarımın
tek sahibiyken

tapıyorum Edna'ya
ihanet Tanrıçası
aşkın varlığı

gözleri çiçek kokan
Edna'ya.

Vergi I

Düşün:
Tanrımız bir piç
evrenimiz gayr-i meşrû aşkın meyvesi;

ve her gün yıldızlar
evlerine dönen yolda yalnızlar.

Perdenden odana güneş girdiği
ve girmediği zamanlar
evren karanlık
hep karanlık

ve zaten tüm bu karanlık da
senin ışığı görememen,
evrenin de annesini

ve Tanrımız aşksızken
evren sürekli büyürken
kucaklanmaya muhtaç

aşk, ışık, boşluk, ses:
günahlarım
benden sana
ve senden de bana
müşrik nehirler misali.

Çarşamba, Mayıs 07, 2014

Küçüklük Ağıtı

anneannemin çocukluğunun tarlaları varmış
benim hiç olmadı
ama bir kadın vardı
saçları çocukluğumun tarlaları gibi geniş

tarlada da büyümedik zaten

biz daha küçükken
ama o kadar da küçük değilken henüz
uğradığımız yerler vardı
kapılarına büyüyerek vardığımız

ki sonsuza dek küçük kaladabilirim
ve kapılar bir gün eski moda olabilir
ve herkes herkese kapılarını açabilir
- anneannemin çocukluğunda öyleymiş -

ama kapıları hiç yük olmazdı
ya da bizi uzaklarda tutmazdı küçüğüz diye
ve yazdan yaza değildi sevdaları
ama yaz sevdaları da vardı

duvarların birinde
bir ağaç solmuştu yalnız
açmaya utanan çiçekleriyle

biz orda herkesi konuşurduk
küçükken daha büyüktü O
marifeti O'nun
bir ömre koca bir saat
sığdırabilmekti

oysa yavaş dakikaları
ve hızlı ömürleri vardı
çinili yılların.

Pazar, Mayıs 04, 2014

Zarurîyye

Nefes almak bedavayken hâlâ 
birkaç yerde
Ve evrenin yaşı sevginin yaşından
daha kesinken

Ve hâlâ sevişmekten bahsederken
yanaklar kızarıyorken
Ve sevişirken dudaklar

Ve kurtarıcımızın masasında dururken
balık ve şarap
Ve kulaklarında ihtiras

Ve hepimiz tek başımıza ölümü
beklemeye mecburken

Ve hâlâ bir yerlerinde laflarımın
hediye kelimelerini itinayla paketlerken ben
                                         ölümü bekleyerek

Tek ihtiyacım biraz daha ateş
ve biraz daha
ve sizlere de
dahâ.

Pazartesi, Mart 10, 2014

Deniz Kabuğunda Hayat

ademoğlu

ahlak peşinde ahlaksız
utanç peşinde utanmasız
diğeri peşinde yalnız

yalnızlık peşinde sürü
varolma peşinde yok.

(Not: Daha iyi yazabilene kadar böyle. Benim de hoşuma gitmiyor, ama bir şeyler aradan çıkmak zorunda şu sıralar. Özür dilerim, gözü kirlenen okur.)

Sızı

"Those who have crossed
With direct eyes, to death's other Kingdom
Remember us -- if at all -- not as lost
Violent souls, but only
As the hollow men
The stuffed men."
                                - T. S. Eliot, Hollow Men I, 1925

kıtaların ayrılışı kadar sessiz olmuştu:
bir gün bir ağaç
yıllardır oynanan oyundan sıkıldı
kalktı, yürüdü, bir adama yanaştı,
dedi ki: "neden dışarıda bekledin?"
söylendi: "sen bana ev mi oldun?"

yıllardır mezarlar kazınmıştı
tırnaklarla çakılların altına
okyanuslardı sınır
sonra boşluk

alabildiğine bir boşluk vardı
ki insanın en büyük düşmanıydı boşluk
içerden fetheden cinstendi

belki bir şeyler patladıysa da
o boşluğa seyreldi işte

işte bu dedi birileri
işte biliyorduk
ya da işte
aradığımız buydu

sonsuz sızıdan önceki
son mutluluktu bu.

John Martin, The Great Day of His Wrath, 1851-3, Oil on canvas

Perşembe, Şubat 27, 2014

Boudicca

Tarlaları hiçbir hiçbir hiçbir
zaman özgür olmadı dünyanın

tepeleri başıboş karşılamadı rüzgarları
çiçekler keyiflerince kokmadı
yağmurlar sormadan hiç
yağamadı

sen
senin saçların diyorum
çocukluğumun tarlaları gibi geniş

ve tutsak
ve tutsaklık
insanlıktan ibaret.

Çarşamba, Şubat 26, 2014

die Einsamkeit der Wesen


Tezer Özlü'ye


doğru olabilir
varolmanın ölümle beraber geldiği

ama varolmadan ölmek
kelebeğin kabusu 
değil midir?

ben ki oysa
olmanın yükünü taşımak istemem
ya da olmayışın tek sorunun

olmak olduğunu bilirim

ama zaten tüm yolculuklarım
ve kaçışlarım

yaşamın sonuna doğrudur.

Cuma, Şubat 07, 2014

itiraf

söylenecek bir şey olmaması kalabalığa
kalabalığın şanssızlığı

sen diyorum
ne güzel
bensiz

Perşembe, Şubat 06, 2014

madrabaz'a veda

belki de bir cumartesi akşamı giydiğin
çok gösteren bir elbiseydi
soğuk olmasına rağmen

kırmızısıydı ya da elbisenin
veya dudaklarının
hatta ikisinin

ya da Laleli'den Tophane'ye yürümüş ayakların
güz rüzgarında çimlere yatak yapmasıydı

hiçbir zaman yapamadığın yatakları
kaburgalarımın arasındaki boşluklarda bulmaktı belki de
sonsuzluğun imkansızlığı, imkansızlığın sonsuzluğu

seni beni ne tuttu bilmiyorum. gözlerimizin
ilk değdiği zamankini bulamamaktı belki
göksuratında aramamızdı cevapları

ama işte senin lanetin
bu sırtı taşıyıp
görememek

ve benim lanetim
bu sırtı anlatıp
bilememek

şimdi başkaları uzansın denize karşı
dalgaları dinle kalp atışlarını yazın
ve sen de uzan sırtınla boydan boya
bir dağla bir denizin arasına
belinin inceldiği yerde

gökyüzü.

vaftiz

Tomris Uyar'a


gerçek bir şair olmak için
sana da yazmak lazımmış
beni yalancı şairin yap

ben de gömleğimin yakasını bazen
iliklerim
hele hava güzelse

ve bende de göz olsaydı
bakardım herhalde

bakışlarda kaybolmak zor değil: şair
değil
bakmayışlarda kaybolmak mesele

yoksa 
ben de yürüdüm koridorlarında ömrün
ben de güneşi doğarken izledim battığını sanarak

ben de gözkapaklarımda aradım anlamı
gözlerimi sıkı sıkı kapayarak

hafifmeşrepsen de mesele değil
ben bayağı ağır meşrebim aşkı tadalı
ve çok bir yararını da görmedim
keyifli yakınmasından öte

bana da bak
yalancılaşmam lazım.

Pazartesi, Ocak 20, 2014

koca çocuklar için dünya tarihi

insanlar ateşten çok sıkılmışlar
mağaralardan ve bitmeyen avlardan
nehirlere imparatorluklar kurmuşlar
bir yanı dicle öbür yanı fırat

mağaralardan ve bitmeyen avlardan
duvara resimler yapmışlar aşkı anlatamayan
bir yanı dicle öbür yanı fırat
duygularını körfezlere akıtmışlar

duvara resimler yapmışlar aşkı anlatamayan
tanrılar bulmuşlar aşksızlığa çöllerde
duygularını körfezlere akıtmışlar
geri kalanları da tanrılarına saklanmışlar

tanrılar bulmuşlar aşksızlığa çöllerde
ta ki bir oğlan bir kıza vurulana dek
geri kalanları da tanrılarına saklanmışlar
kızla oğlanın nehir dansını izleyerek

ta ki bir oğlan bir kıza vurulana dek
bitmeyen avlara muhtaçmışlar
kızla oğlanın nehir dansını izleyerek
çocuklarının adlarına nehir demişler

bitmeyen avlara muhtaçmışlar
insanlar ateşten çok sıkılmışlar
çocuklarının adlarına nehir demişler
nehirlere imparatorluklar kurmuşlar

Salı, Ocak 07, 2014

Duşta Dişlerini Fırçalayan Gerçek Aşıklar İçin Bir İstanbul Şiiri

canı mesela çok sıkılır ya güzel bir kadının hani
boynunu öne eğip de saçlarının ardından gülebilen güzel zeki kadının
öğlene kadar uyanmasın diye güneşin penceresinden kaçtığı kadının
gözkapaklarının altına nergis kokuları sürülmüş güzel zeki kadının

her ziyaretinde hani elbisesini çıkarıp yüzükoyun yatsa yatağına
sırtına nasıl dokunmaya kıyamayacağın o kadının

uyuyana kadar yıldızlara bakıp
yenilince rüyalara yıldızların izlediği kadının

o da bazen penceresine tırnaklanır ya hani
dudakları kurumuştur tarçın kokularından
yüzünü ekşitmenin güzelliğinde kaybolmuştur şimdi

sonra balkona fırlamıştır ya
hava abayanmıştır

bileklerinin metale değdiği yerde damarı

sen de istersin ya akmak içine
canın mesela çok sıkılır ya yalnız bir akşamüzeri hani

şehre bakarsın güzel zeki kadınların şehrine
balkonlarının alabildiğine havayla dolduğu

işte sen de bu şehirdensin ya hani
o da
işte gece çöker ya akşamsızlığa
ıslanırsın

mermerin topuğa değdiği yerde ölüm.

Pazar, Ocak 05, 2014

Şitâ'ül Hilekâr veya Glif IV

senden öncesini biliyorum
sensizliği
ben mesela
Afrika'yı bilmem
savannayı, annemi
kelebekler niye yerden yukarı uçarlar bilmem
ayçiçekleri gece nereye bakar

diyorum ama sana sorunlar sorunlarımız
senin ellerinde sorunlarımız
bende sorunlarımız
ve sende değil
ve sende olsaydı sorunlarımız
işte o zaman ellerinde de olmazdı

insanlığın hatası da buydu ya
yılsonu yerine yılbaşını kutlamaktı

sen diyorum senin diyorum hatıraların
yaşlı şairleri genç dizeleri
genç şarkıların yaşlı tonları
hepsi bende hâlâ
ben tutarım onları yıldızlarda penceremden
ben yollarım gece yıldızları yatağına

tüm yarımadanın şarap kokuları güneşe doğru eser
saçlarına
saçların ne güzel sorunsuz

beklentiler vardı
utangaçlık gurur
bacaklar
ıslaklık vardı dokunulmayan
dokunulmayan yerlerin vardı
hep başkalarının dokunduğu günlerin

kimseye ödünç verme istedim öpücüklerini
ya da en azından
bana başka öpücüklerden ver
uzak diyarlardan gelen güneş ışıklarıyla aydınlanmış
alt dudağın titrerken soğukta mesela
çatlaklarından çağır beni

ama
düşünce bu
o zaman anlaşılıyor ancak
ama
sen damla değilsin ki
izleyeyim pencerelerden akıp gidişini

sonrası.