"hayatı bi seferde alıcaksın içine kardeşim. öyle hızlı, öyle dolu."
boş bakışları vardı.
ve vücüdunun her yerinde ağırlaşmıştı kanı, artık sadece
elini omuzlara koyabiliyor
ve dik dururmuş gibi yapıyordu.
bozuntuya vermedim. içinde yavaş yavaş yanan ve saf bir sakinliğe dönüşen gençliğinin, varlığının, farkındalığın ve deneyimselciliğinin o enerjisini hissediyormuş gibi yaptım.
ağır akan soğuk kanım sıcakmış gibi yaptım.
yıldızlar vardı gökyüzünde, ve hayalimdeki ya da küçükken uyumadan önce gökyüzüne baktığımdaki gibi heyecanla titremiyorlardı yıldızlar bu sefer gökyüzünde. boş bakışlar kadar boş parlıyorlardı ve bir perde gibi çöküyordu üstlerine gece.
görme hislerimizi kaybetmek için o kadar uğraşmamıza inat eder gibi çıkmıştı dolunay. ışığı üzerimize düşüp ne zamandır çaldığını, hatta gerçekten çalıp çalmadığını bilmediğim müzikle dans ediyordu.
tavsiyesini dinledim. bir seferde aldım her şeyi. gerçeği, gözleri, içimi, dışımı. açlığımı da bir seferde aldım, muhtaçlığımı da.
sonra uzaklarda biri boş boş güldü boş boş bakışlarla boş boş yıldızlarla donatılmış boşluğa. gözleri doğdu sonra ufukta onun, ve ben iki gözünü de yakalamaya çalışırken - ki bunu yapmak çocukluk resimleriyle bile zordu - yeterince hızlı ve dolu olmadığımı anladım.
"sabahın sahibi var."
"ne?"
"sabahın diyorum, sahibi var."
"ha."
tüm varlığıyla eziyordu şimdi bizi gece ve çöküyorduk biz de bataklığına kokusuz ve korkusuzca. kokmuyorduk çürümüş gibi gözüksek de ve korkmuyorduk ezik vücutlarımız aksini iddaa etse de.
içimi çektim. hep böyle olmayacaktı. sonsuzlaşmasını istedim zamanın.
gözleri duruyordu karşımda.
iki koca göz.
zamanın eskitemediği, eskitmeye yeltenmediği
bir çift parıltı.
yıldızlar değildi dolunay değildi bilinmezlik değildi gecenin güzelliği. gözlerinin parıltısıydı. onu bir seferde çektim ben de içime uzaklardan.
hızlıydım şimdi. doluydum da.
"yalnızlaşmak."
"ne?"
"bir grupta yalnızlaşmak."
"ha."
yapışıktı her şey. kokular sesler tadlar dokunuşlar görüşler. tüm duyular yapış yapıştı. ayıklamaya çalıştım başta, ama sonra takdir edebildim birlikte güzelliklerini. o zaman da yavaşlamıştım zaten iyice, ve boşalmıştım gecenin boşluğuna.
"yapmalıyım."
"ne?"
"yapılmasını istediğimi yapmalıyım. gerekeni. aradığımı. beklediğimi."
"ha."
"sabahın sahibi var."
"ne?"
"sabahın diyorum, sahibi var."
"ha."
tüm varlığıyla eziyordu şimdi bizi gece ve çöküyorduk biz de bataklığına kokusuz ve korkusuzca. kokmuyorduk çürümüş gibi gözüksek de ve korkmuyorduk ezik vücutlarımız aksini iddaa etse de.
içimi çektim. hep böyle olmayacaktı. sonsuzlaşmasını istedim zamanın.
gözleri duruyordu karşımda.
iki koca göz.
zamanın eskitemediği, eskitmeye yeltenmediği
bir çift parıltı.
yıldızlar değildi dolunay değildi bilinmezlik değildi gecenin güzelliği. gözlerinin parıltısıydı. onu bir seferde çektim ben de içime uzaklardan.
hızlıydım şimdi. doluydum da.
"yalnızlaşmak."
"ne?"
"bir grupta yalnızlaşmak."
"ha."
yapışıktı her şey. kokular sesler tadlar dokunuşlar görüşler. tüm duyular yapış yapıştı. ayıklamaya çalıştım başta, ama sonra takdir edebildim birlikte güzelliklerini. o zaman da yavaşlamıştım zaten iyice, ve boşalmıştım gecenin boşluğuna.
"yapmalıyım."
"ne?"
"yapılmasını istediğimi yapmalıyım. gerekeni. aradığımı. beklediğimi."
"ha."